16 Ekim 2009 Cuma

Sevgili Tanrı

boktan boktan boktan boktan.. boktan bir gün. boktan bir kaç gün.. boktan günlerr..

artık hayatımdaki herşeyi siktr etmenin - evet kendimi de dahil- zamanı gelmiş. evet her zaman bir ''yapacaklarım'' listesi bulundurmak faydalıymış. şimdi;

Yapacaklarım Listesi

*önce git bi bilgisayar al.

*okulu dondurmak için dekanlıkla rektörlükle falan konuş.

*bu arada hazır hissetmeni beklemeyen doktorlara asi davranma, paşa paşa ameliyatını ol.

*annene dayanamadığın için onu istanbul'a yolla.

*hatta sen de babanla rusyaya dön, uzun bir süre orda kal.

*karpuz mevsiminde eve geri dön.

*bu arada dondurulmuş akademik yılda erasmus başvurusu yapılıyor mu onu öğren.

*hollanda'yı  ya da ingiltereyi seç. (ama maastricht olsa iyi olur, diyor iç ses)

*e sonra hollanda'ya git. (ya da ingiltere) 

*uzunca bir süre kal hatta hiç dönmemenin yollarını ara.

görüldüğü gibi önümüzdeki -maksimum- 2 yılın planını yaptım. bunları düşünmek için çok fırsatım oldu. artık ne yapmam gerektiğine gerçekten karar vermeli ve o yönde ilerlemeliyim. olmak istediğim insan olmak için elimden geleni yaptım. ama madem tanrı bunu istemiyor ve istemesinin bir yolu da yok. ben de onun olmamı istediği insan olmayı reddediyorum. yine bir B planım var tanrı! yine seni altedeceğim. bu sefer sike sike isteyeceksin. annemin kızı olmadığım gibi, irlandalı'nın gelini olmadığım gibi, senin daha olmamı istediğin bir sürü şeyi olmadığım gibi bunu da olmuycam. evet, başarıcam tanrı ve tek başıma başarıcam. evet babamdan yardım alıcam. ama sikeyim öyle yardımı, hep tek başıma olucam. kıçımı kırıp da evde oturup, sadece okulumu bitirmiycem. avrupa'yı gezicem, hayvanlar gibi ortalama yapıcam, jean monnet bursu bile kazanıcam belki. belki avrupa parlementosu'na girip ordan sana seslenicem, zırtapoz diycem. parlementodaki ilk konuşmam da adalet divanından, komisyondan falan bahsetmiycem tanrı! işte şu yukarıdaki yapılacaklar listemden bahsedicem ve seni nasıl altettiğimden.

-evet, o bir çocuğum olmasını istemedi. ama işin aslı tanrıların bir bok bildiği yoktur. obama'nın da dediği gibi ''its a dream..'' her zaman bu iş bi rüyadır. gerçekleşmesini mümkün kılınız!!

böyle bağırıcam parlementoda ve sonra -evet ordaki ilk iş günümde, maaş bile almadan- görevimden feragat edicem, istifa edicem bildiğin. sırf sevk olsun diye, aslında sırf benim hayatım belli bir düzene girdiğinde senin onu yönlendirmen kolay oluyor diye yapıcam! artık yönlendiren sadece ben olucam bunu anlıyor musun tanrı!! bence anlamalısın çünkü kendine oynayacak başka hayatlar bulman gerekicek. küçük oyuncağını sonsuza dek elinden alıyorum. ve seni gözyaşlarınla yalnız bırakıyorum.

Ege Eylem Yeşilçay.

15 Ekim 2009 Perşembe

pathology

bilgasayarımda, klayveyle ekran arası bağlantı  koptuğu için uzun süre kullanamıyorum. yeni alıcam bi tane yakında.

bu gün patoloji sonuçları aldım. 

gidiyorum şimdi.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Sanki Bütün Geçmişim Geçiş Töreni Yapıyor.

Padam...Padam...
Bu hava, kafama takılan gece gündüz,
Bu hava, bugün doğmamış,
Benim geldiğim kadar uzaktan gelen
Yüz bin müzisyen tarafından sürüklenmiş
Bu hava bir gün beni delirtecek
Belki yuz kere nedenini söylemek istedim
Ama sözümü kesti hep
Her zaman benden önce konuşan
Ve sesi sesimi bastıran bu hava.
Padam...padam...padam...
Arkamdan koşarak gelir
Padam...padam...padam...
Bana zorla hatırlatır
Padam...padam...padam...
Beni parmakla gösteren bir hava
Ve ben, kendi arkamdan sur eklenirim, inanılmaz bir hata bu
Bu hava, her şeyi zaten bilen bu hava. Dedi ki: "Aşklarını hatırla
Hatırla, çünkü sıra sende
Ağlamaman için sebep yok
Kollarında hatıralarınla..."
Ve ben, hayal edebiliyorum kalanlari
Yirmi yılım tambur gibi çalındı
Jestlerin çarpıştığını görüyorum
Aşklar komedyası bu havada gider her zaman
Padam...padam...padam...
14 Temmuzların "seni seviyorum" ları
Padam...padam...padam...
İndirimden aldığımız "her zaman" lar
Padam...padam...padam...
Paketlerle sunulan "'ister misin" ler
Ve bütün bunlar, tam sokağın köşesinde
Tanıdık bir havaya rastlamak için
...
Başımdaki gürültüyü dinleyin
...
Sanki bütün geçmişim geçiş töreni yapıyor
...
Acıyı saklamak lazım sonrası için
Davul sesleriyle dolu havada acılardan bir solfej
Umursamaz bir kalbin çarpması gibi bu havadaki davul sesleri

hayır hiç bi anlamı yok, sadece tango yapasım geldi.

sanki o putmus gibi. hayat sırf buymus gibi. hem ac hem tokmus gibi. hem var hem yokmus gibi. ben ona resmen asigim. onu benden almasinlar. bize bulasmasinlar. arayip sormasinlar. kıskandırıp durmasınlar. ben ona resmen asigim. hem ilk hem sonmus gibi. en guzeli oymus gibi. bunca yıl beklemis gibi. bekledigime degmis gibi. ben ona resmen... seytanla bir olmus gibi. "küt!"diye gidecek gibi. her yone sapacak. ne yap desen yapacak gibi. ben ona resmen asigim. iyi ki yapmisim!

padam padam

padam...padam...padam...

.

.

.

.

.

.

.

galiba kalbim artık atmıyor..

11 Ekim 2009 Pazar

bahar kadınlar.

şarap şarap şarap... Ömer Hayyam ne güzel bir adammış ulea..

şarapta hakikat vardır, anam avradım olsun vardır be.. ve bir süre sonra içtiğin su da alkol etkisi yapar, yapar bebeğim, test ettim gördüm ben.

2,5 şişe evet yanılmıyorsun, doğru okuyorsun, en az 2,5 şişe üzüm şarabı içtim ben. kırmızı. candır be.. birtanedir. tek bir damla gözyaşı yok, feryat figan yok.. sessiz sessiz içip şarkılar söyledik. Hemde Semiramis Pekkan söyledik lana. 

bana yalan söylediler, bana yalan söylediler, kaderden bahsetmedileeeeerr...

teyzem çok kafa bi kadın ya, anneme benzemiyor, onunda daha sık görüşmeliyim. Kocaman bir evi var, jakuzisi bile var, yeni yaptırmış. Kocası sürekli yurtdışında ki bu çok iyi çünkü iyi anlaşamıyorlar. Teyzem dün gece bir zaman geldi şu cümleyi kurdu;

-şimdi seks turizminin tavan yaptığı bi ülkede (taylanddaymış, evet) beni bilmem kaçıncı defa aldatıyordur bense iişyerinde beni kahve içmeye çağıran Mehmet'i tersliyorum. Salak mıyım neyim?

salaksın ki teyze. evet iyisin güzelsin ama salaksın be.. bizim ailenin kadınlarına özgü ''her daim seksilik ve gençlik'' genleri sende de mevcut olduğuna göre git istediğinle gününü gün et be.. heyt ulan ben olsam öyle yapardım. Evde rosto yapıp eşinin arkadaşlarını ağırlamak mı? evine misafir olarak giren kadınların hangisinin kocanın altına yattığını düşünerek uyuyamamak mı? salaksın teyze salaak.. hiç kimseye rosto yapamam kardeşim, dışarıdan söyliycez diceksin. ve dışardan söyliyip, süslü püslü dışarı çıkıcaksın. 

erkekleri anlamak zor derdiler de bilmezdim. lan fıstık gibi karın var bee, o ne iğrenç fantazidir eşşolusu.. teyzem lan, fıstık değil de ne? ha fıstık olmasada aldatamazsın. ama en azından fıstık, bak sana öle bi şans gelmiş, yoksa senin gibi hödüğe böylesi düşmemeli, asıl adaletsizlik budur bebeğim.

çok kızdım lan, soğuk su içeyim geçer. gelirim tekrar..

ha bide tuvalete gireyim, çiğ köfteyi de yemesi güzel de.....

10 Ekim 2009 Cumartesi

the first cut is the deepest

sana bütün kalbimi verirdim.
fakat onu parçalamış birileri var.
ve o sahip olduğum herşeyi aldı.
ama istersen, tekrar sevmeyi denerim.
bebeğim, tekrar denerim ama biliyorum;

ilk yara en derin olanıdır.
bebeğim ilki en derin olanıdır.
ama şansımız dönmeye başlarsa, o lanetlenecek.
beni sevmeye başlarsan, o en kötüsüdür.

seni hala yanıbaşımda istiyorum.
sadece gözyaşlarımı kurutman için
ve eminim bir şans vereceğim
eğer istersen, tekrar sevmeyi deneyeceğim
bebeğim, tekrar deneyeceğim ama biliyorum;

ilk yara en derin olanıdır.
bebeğim ilki en derin olanıdır.
ve şansımız dönmeye başlayınca, o lanetlenecek.
beni sevmeye başlarsan, o en kötüsüdür.




cat stevens dan efendim,

ve şimdi benden, ilk kazıklarını yemiş bulunan herkese gelsin..

tanrı, ne vardı biraz daha dengeli biri olsaydım!

canım gerçekten çok ama çok sıkkın, yapabileceğim ne kadar aptal şey varsa sabahtan beri yaptım, denedim evet. doğmadan önce yaşadığım yere dönmek istiyorum. insanlar dünyaya gelmeden önce birer meleklermiş bence. Milo'nun Doğumu diye çok güzel bi film vardı ya eskiden, doğmayı reddeden bir çocuğun hikayesiydi. Keşke Milo gibi yapsaydım ben de, doğmayı reddetseydim falan...

Milo demişken Maske'nin köpeğinin adı da Milo'ydu değilmi?
-Milo göster oğlum maske nerde?? 
hahah, severdim lan Maske'yi gidip biraz izleyeyim bari, yaptığım saçma sapan şeylere yenilerini katayım.

Yeni telefonla başım dertte, sürekli abuk sabuk insanlara mesajlar yolluyor ve görüntülü falan arıyor. Görmek istemediğim insanları görüntülü aramak çok sinir, hem ben farkentmeden onlarda kulağımın derinliklerini izleyerek valan benimle konuşmuşlar. Ayıp ya, teknolojiyi sevmiyorum. Ortaçağ kadını olmak istiyorum ben. Ortaçağ candır tabi ya.. Süt sağmak, toprak sürmek, birine ulaşmak için günlerc yol gitmek ve avrupada kiliseye karşı gelip yahudilerle birlikte yakılmak istiyorum. Kadın olmak istiyorum. Sezen'in dediği gibi İzmir'İn Kızları gibi bir kadın. Savaşta da aşkta da esaslı kadın duruşum olsun istiyorum. Sicilyalı bir demir çelik tüccarına aşık olup onunla gemilerde seyahat etmek istiyorum. Belki çocuklarımız olmasa bile (ki zaten büyük keşiflerden önce insan nüfusu gayet azmış) mutlu olmak istiyorum onunla. O zamanın armatörü olsun beni rahat yaşatsın, ama rahat demişken tabi teknolojik değil. Galieo nin arkadaşı olmak istiyorum, Da Vinci benim resmimi çizsin sonra Kiliseye İsa diye yuttursun istiyorum..

Of çok sıkıldım. Goran Bregovic dinliyorum.. Gittiğim konserlerde seyirciyi en iyi coşturan adamlardan biri, eğlenmesini biliyor azizim. Tekrar İzmir'e gelsin bu adam ya, istiyorum. Üstüne sütyenimi falan fırlatıcam..

Erasmusa başvurmayı düşündüm bu sabah, ilk defa değil elbette ama kararlı olarak, şımarmadan düşündüm. Avrupayı gezmekmiş, oymuş buymuş diye değil, ciddi ciddi düşündüm. Okumak için lan. Boru değil. Dil meselesi ve mülakatlar sorun değil, orda yalnız olmak hiç sorun değil. Sorun da yok aslında. Gideyim lan ben..

Annem işini buraya taşıyor. yavaş yavaş.. Başıma kaldı allaam :D Babam iki hafta içinde burda olucak, yarın da olabilir öteki hafta da. O da bilmiyor. Burda babanemlerin eski evinde kalıcak. Annem yüzünden, aslında annem biraz istanbula dönse, ben babamla kalsam çok hoş olur. İyi geliyor o adam bana, annem de bunu biliyor. Ama gıcıklık olsun işte. Bak babmdan bahsettim ya hemen Ciao Bella çalmaya başladı. yok artık anasının....

Pazartesi okula gidicem, o yüzden ders çalışmam gerek, okumalarımı yapmam kendime gelmem gerek. ama yok, annem bu akşam teyzeme gitmemiz konusunda çok ısrarlı. teyzem rosto yapıcakmış, şarap da alıcakmışız. şunu dedi annem beni biraz olsun heyecanlandırmak için;
-ailenin bütün kadınları bir araya geleceğiz, şarap içip dedikodu yapacağız. iyi gelicek, ege. ısrar etme.
ne diyebilirdimki, teyzemle aynı şehirdeyiz ama görüşmüyoruz bile doğru düzgün. ama o beni sürekli arayıp paran varmı tatlım diye soruyor. genelde de olmuyor param :D çok fenayım ben yaa. ma napiim taa anasının gözünde oturmasaydı, iki vesait lan.

Ben biraz gidip kitap okuyacağım, evet içimden o geldi şimdi. Oscar Wilde bebeğim..

have I told you lately?

sana son günlerde seni sevdiğimi söylemiş miydim?

sana senin üstünde başka kimsenin olmadığını söylemiş miydim?

Kalbimi neşeyle doldurduğunu, tüm sıkıntılarımı alıp götürdüğünü..

Sorunlarımı hafiflettiğini, evet senin yaptığın işte bu...

.

.

.

.

.

.

.

.

video eklemeyi henüz bilmiyorum ama youtube için>>>  tık

9 Ekim 2009 Cuma

denize girmek aşık olmak gibidir.

ufs, başım çatlıyor ve kahveye ihtiyacım var. stop.
şuan kulaklarımdan beynime uzanan tüm hücrelerimde elvis çalıyor, dün gece ona biraz ara vermiştim sabah kendimi kocasını aldatan hatunlar gibi hissedince hemen geldim açtım. burdayım bebeğim, korkma.

sabah bir tahlile gitmem gerekiyordu. ama noldu tahmn et. uyanamadım! annem hayatının en büyük sabır sınavını veriyor bana karşı. yemin ederim, daha fazlasına rastlamamıştım. bütün bir gece (evet sabah ezanına kadar) bana naptığımı sordu, uluslararası siyasi ekonomi çalıştım dedim. ve inandı. bazen ebeveynler çok salak oluyorlar azizim (: eheh

sabah ezanını duyduğumda uykuya dalıyordum. evet ama gayet de net duydum yani. bir saat sonra kalkmam gerektiğini biliyordum, aslında gidip kahve suyu koymam gerekirdi. ama beynimi zorlamak istemedim, hayır uykusuzluktan ölmüyordum, daha kötülerini yaşamıştım. ama bilmiyorum işte uyursam hikaye mutlu sonla bitecek gibi geldi. derler ya, yapılması gereken son şey var şimdi; uyumak! hayır demezler, ben uydurdum şimdi.

elimde mısır gevreği var bazıları buna cornflakes diyor. herneyse canım, bugün 12de falan kalktım, kalktığımda hiç ağrım yoktu, hatta hçbişeyim yoktu. başım gayet ve hatta olağan dışı bir şekilde normalde. kaşlarımı çatmaktan alnım buruşmamıştı, sevimli ve neşeliydim. bir salak gibi hatta hiçbi boktan haberi olmayan bir embesil gibi dolandım odada, gittim, yüzümü yıkamayı akıl ettim. hani ilk seksinizi yapmışsınızdır ya, gayet romantik bir ortam, herşey çok güzel olmuştur falan. sabah uyanırsınız ve çok aptal hissedersiniz, aptal ama mutlu. onun gibi işte.

ha bu arada sorsan, ilk seksini yaptıktan sonra nasıl hissettin diye? ha çok fena değil. ama hiç de apat-mutlulardan olamadım o sabah. çünkü öyle bi sabah yoktu, boyfriend gömleğini üstüne geçirip gidip bi kahve yapmak falan. filmlerde oluyor genelde. sen toparlanıp evinin yolunu buluyorsun ya da o buluyor falan.. hayatta hep bir şeylere varmak için yolları bulmak zorundayız zaten ve ben bu sikindirik cümleyi ne amaçla yazdığımı bilmiyorum.

neyse işte. ben gayet mutluydum bu sabah, sonra anneciğim beni baya bi yordu. insan karşısındakinin konuşmasından yorulur mu yahu. bıdı bıdı bıdı bıdı.. baba sen napmışsın ya!! bana da bilet yolla, geliyorum vallahi...

şaka bir yana, annem bana sürekli erkekarkdaşımla aramın nasıl olduğunu soruyor. çok komik. onu kandırdığımdan beri buna kaptırdı kendini. ya da benim böyle şeylerden mutlu olacağımı düşündüğü için bilemiyorum. artık buraya gelmesi ve kendisiyle tanışması gerektiğini söyleyip duruyor. hatta geçen gün onu ne kadar sevdiğimi sorduğunda anlatmaya çalışıyordum ki onun için bir gün boyunca neyi yapabilmeyi göze alabileceğimi sordu (evet sikip attım cümleyi) ben de uykusuz kalabileceğimi söyledim, çünkü uykuyu çok severim. annem de aynen şöyle dedi;
-evet bu güzel. uykuyu çok seversin çünkü. ama henüz yeterli değil.
-e ne olucaktı?
-bir pazar gününü onun gömleklerini ütüleyerek geçirmeyi göze alırsan evet o zaman olmuşsunuz demektir, bebeğim.
ah, öylesine haklı ki, ütü den nefret ederim. sıcak sıcak buhar çarpar ya suratına adamın. öldüğüm andır. ama güzel ütü yapıyorum. becerikli bir insanım çünkü, hem güzel, hem zeki, hem becerikli.. kimse de yokkk..ah.

bu arada, dövme yaptırmak istiyorum, saçlarımı boyatmak istiyorum (evet her sonbahar isterim bunu en az bir kere) ne alaka diyceksiniz de ben dün samet'in denize giremediğini öğrendim, çok üzüldüm ya. burnu yüzünden. bu çok kötü bişey olmalı. çünkü denize girmek, aşık olmak gibidir (evet bunu bi dizinin fragmanında görüp çok beğenmiştim itiraf ediyorum) yani daha önce denize girmiş biri olabilirsin, defalarca yüzmüş olabilirsin, ama kuruduktan sonra tekrar girdiğinde, evet bebeğim, o ilki kadar güzeldir, belki daha da güzeldir. her seferi güzeldir. ben küçük bir su kuşu olarak bazen o denizlerden hiç çıkmamayı isteyebilirim. evet bu isteği utanmadan tanrıma iletebilirm, o uygun görür mü bilmem, ama denize girmek gibisi yoktur.(ki gerçek anlamıyla yazıyorum artık bir aşk delisi değilim) hayatımda bir şu denize girme olayından vazgeçmeyeceğim bir de kafamı bir gün kazıtıp duşun altına girme olayını deneyeceğim..

samet demişken, selvi boylum al yazmalım daki çocuk samet var ya, kızmış lan o. yani öfkelenmiş gibi değil. KIZ mış. öö. yıllarca kandırdılar bizi. daha sevimli olsun diye kız seçmişler ki saçmalık. erkek çocukları da sevimlidir ki bence. bu arada ben ilkokul dördüncü sınıftayken samet diye bi çocuğa aşıktım. suratı hala gözümün önünde, sarışındı, çekik gözleri vardı. ve çilleri. benim o zamanlarki en iyi arkadaşımı seviyordu, ama kız bunu sevmiyordu. düşünsene dördüncü sınıftayız, öğretmenimiz bize sınıf listesini vermiş, hepimizin ev telefonları falan var, samet bebesi beni arayıp selin şöyle kız böyle kız diye anlatıyor. bende onunla normal konuşmaya çalışıp ardından telefonu kapatım saatlerce ağlıyorum ve selini arayıp tekrar normal konuşmaya çalışıyorum. o gerizekalı bebe de aman samet de kimmiş falan diyor. bana oğuzu anlatıyor. 

hayat hep böyle işte, ve ben o günlerde o aradaki kız olmayı seçmeyi reddetmiştim, bunu hatırlıyorum. dördüncü sınıf lan. hayata karşı hiç bir deneyimimiz yok.ama benim için farklı tabi. ben aşık olup acı çeken biriyim o zamanlar ve büyük kararlar alıp, cevdet denilen o mafya babasının oğlu kılıklı çocukla çıkıyorum. çıkmak dediysem tenefüslere falan çıkıyoruz beraber. bana spangle falan alıyor. öyle maço tipleri de çok severim lan. psikolojik bir vakalar bence.. (:




çok yazdığının farkına varmak ama daha yazacak çok şeyinin olması. evet başımın ağrısı kafama yerleşti ama yinede sabahımın ilk dakikaları ben çok mutluydum. kendimi bir erkek kişisinin karşısında ağlarken göremiyorum. yok öyle bişey. olmadı hiç.. olmaaaaz. benim kendime güvenime noldu bebeğim?

artık kapatıyorum. biraz daha uyuyacağım. bu akşam da sosyol bilimler falan çalışmayı düşünüyorum çünkü :) sunumum var da...
ehe.

8 Ekim 2009 Perşembe

Heartbreak Hotel

Benim bebeğim beni terkettiğinden beri, kendime yaşayacak yeni bir yer buldum
Yalnızlık Sokağı'nın sonunda hemen aşağıda, Kırıkkalpler Oteli.

Beni yalnız bıraktın bebeğim, Çok yalnız kaldım.
O kadar yalnız kaldım ki, ölebilirdim.

Ve her zaman çok kalabalık olsada, kalacak bir oda bulabilirsin.
Kalbi kırılmış aşıklar, ağlarlar, kederlerine ağlarlar.

Beni yalnız bıraktın bebeğim, Çok yalnız kaldım.
O kadar yalnız kaldım ki, ölebilirdim.

Kominin gözyaşları sürekli akar gider, Ve resepsiyonist her zaman siyah giyer.
Onlar çok uzun zamandır Yalnızlık Sokağı'ndalar, geriye dönüp bakmazlar bile.

Beni yalnız bıraktın bebeğim, Çok yalnız kaldım.
O kadar yalnız kaldım ki, ölebilirim.

Ve şimdi, eğer senin bebeğin de seni terkederse, ve anlatacak bir hikayen olursa,
Sadece Yalnızlık Sokağı'nda şöyle bir yürüyüşe çık, aşağı Kırıkkalpler Oteli'ne doğru.

7 Ekim 2009 Çarşamba

daha fazla elvis, elvis, ve yine elvis.

yazacak bişeyim yok, evdeyim. gerginim. uykusuzum. mutsuzum.

.

.

.

.

.

daha çok elvis, daha çok sonra daha da çok..hep elvis..kral elvis..aşk elvis..

6 Ekim 2009 Salı

Elvis Kraldır. Krallar Benimle Sevişir.

Uzunca bir aradan sonra tekrar Elvis dinlemeye başladım. Eski arşivlerimi buldum da, aslında arşiv dediğin eski şeylerden oluşur anlatım bozukluğu mu yaptım ki acaba? Ama arşivler de eskiyebilirki, yapmadım bence.

Elvis demişken.. Benim çocukluğumdan beri en çok dinlediğim kişi galiba o. Annemden babamdan çok duymuşumdur sesini.. Ve evet kabul ediyorum her sağlıklı genç kız gibi ben de 13 yaşlarımda aşıktım ona.. Sonra aşkı beni terketti mi sanıyorsunuz? Uzunca bir süre ortalıkta gözükmese de hep orda biyerlerde olan şeyler vardır ya.. Eski bir bileklik, bir saç tokası, bir plak ya da bir şey işte uğraştırmayın. ELvis de onlardandır. Gerçek kraldır ki o.. Evet eğer birine kral demek isterseniz ELvis'e diyebilirsiniz. Diğer bütün krallar onun gibi olamayacak olanlardır.

Yarın için güzel müzikler alacağım yanıma, evet özellikle Elvis Presley alacağım. Bana güzel şeyler anımsattığı, ağlarken bile gülümsettiği için. Az önce uzunca bir babamla konuştuk. Sanırım ben babama da aşığım. Bilmiyorum öyle bir geldi şimdi içimden. Tıpta (psikiyatri) bunun bir adı var. Bulamayacağım şimdi. Gençkızlar hep babaları gibi birini arıyorlar ya evlenmek ya da uzun bi ilişki yaşamak için. Ben de varmıdır bilmiyorum ya, varsa da inanırım yani.

-evde sadece eski bir tişört ve külotla elinde saç fırçası, elvisi bağıra bağıra söylemekkk..

evet yine, yeniden bunu yapmak istiyorum.. yapmama engel olan şey şuaralar külotla dolaşamayacak olmam. ama bunun da çaresini bulacaklar ki.. inanıyorum kii. hiç olmadı gece, usulca Elvis gelicek.. bir öpicek, geçicek..

.

yanağımdan lan, ne psikopatsınız!!

I fell in love with San Pedro.

Bugün bütün dersler erken bitti son dersim de iptal oldu. Ben de haliyle eve dönmek durumunda kaldım. Biraz sonra biraz uyuyacağım. Onun öncesinde biraz La Isla Bonita dinleyim şıkır şıkır aşk dansı yapıyorum aynada kendime.. Ve tabi kahve içiyorum. Artık popomdaki selülitlerin bir önemi yok. Sıkı olmaya ihtiyacım yok..

Ah hayır bunları yazan ben değilim. Bunları bana yazdıran her neysen terket beni. Üstelik annem seni farkederse çok fena olacaktır. Çünkü onun 46 yıllık pürüzsüz poposunu bizzat gözlerimle gördüm. Hiç kahve içmez ki o, yeşil çay içer..

Ben de sigara içmiyorum ama nağğber.. benim de ciğerlerim miss. Miss demişken Monique bana Miss. Yesilcay diye sesleniyor. Ne komik değil mi? Aslında değil, çünkü o bir avusturyalı ve öyle işte. kültür farkı..

Yarın sabaha okula gitmeyeceğim ve perşembe de ve cuma da.. Önemli olan pazartesi gidebilicek olmam. Umarım gidebilicem çünkü kaçırmak istemediğim dersler var.. Evet artık o bu şu değil sadece dersler var.. arada biraz kahve ve tabiki bolca müzik.. ama ders hep var..

.

La isla bonita ne güzel bi şarkı lan. Frozen dan sonra en güzel Madonna şarkısı ilan ediyorum.. evet yapıyorum bunu..

5 Ekim 2009 Pazartesi

yeni bir dostun isimsiz şiiri, ağladım be!

malum, son zamanlarda ne kadar duygusal, ne kadar depresif ne kadar saçma sapan hal varsa bendedir.. bilen de bilir. rüyalarımda bebekler görür onları öper koklarım. bu akşam, gayet neşeli sayılırken, yani bütün bir gün okulda beynimi parçalamışken akşam sametle yine güzel bir tavla ziyafeti verdik.. ben de ona ders verdm tabi ama orası ayrı.. nihaha.

sonra herşeyi aklımdan çıkarmışken, çıkarmaya çabalarken bu şiirle karşılaştım. bu güzel bir hikayenin başlangıcı gibi oldu ama beni biraz düşündürdü, duygulandırdı.. ben hep deniz kokan bir kız olduğum için beni ve tüm bunları bilmeden nasıl böyle şeyler yazılır düşündüm.. düşündüm de bulamadım.. insanları hissetmek farklıdır, çok özel yeteneklere sahip olan insanlar yapar bunu.. ne diyim, mutlu oldum.. gözlerim falan doldu ya..

rıhtımıyla elele atladı deniz

şehrine çıplak ve ıssız
yüzlü çocukların önünde
onlar ki donla, ortaokul ikiden ayrılma
aşkları denize uzak
özlemleri karaya
rıhtımıyla ele verdi cinayetlerini
ne sevgiler öldürmüş
ne günahlar silmişti
hepsini doldurduğu natulyusa
ismini kazımıştı koyu renk iyoduyla
gelin beni bulun beni
diye diye vurdu ayaklarıma
serin biraz da korkutucuydu
gidin beni unutun beni
diye diye boğuldu suratlarımda
sonra uzanıp işte
hani göğün en yalvaç saatinde
fırtınadır, ayırdı elleri
ben; düşünürken bir öykü içinde seni
bulaşmıştı saçlarımızın
gerçek oluşlarına dahi
üstelik saçların
güneşi yutardı an gelir
söndürdüğü dalgalarda
bir bereket yaratırdı günü gün edip
sonra o tarhlar
sonra o cennet
rıhtımıyla elele atladı ege
sen peşinden uzaklara
sen

bir şehirden çok fazla gözlerimde....

.

.

.

.

ve tabi teşekkürler;

berkay

kendimi okula adadım

okul okul okul... evet efendim bu gün malum günün gitgide yaklaşması sebebiyle kendimi daha önce hiç olmadığı kadar okula adadım. hatta şu anda buraya birşeyler yazıyor olmayı değil, aristotle okumayı tercih etmeliydim ama glein görünki huyum kurusun falan....

sabahın köründe geldim, puğaçamı çayımı aldım dersime girdim. siyasi tarih di. insan bu derste keşke daha çok age of empires oynasaydım falan diyor. ama ben demiyorum çünkü ben yeterince ülke fethetme ve ortaçağ da ticaret oyunlarını oynadım.  evet yeterince derken sınıfta ozan hocayla koyu bir sicilya tüccarının muhabbetine girebilecek kadar efendim.. zorunuza gittiyse Patrician adlı oyunu alıp oynamaya başlamalısınız.

Sonra bir saat ara vardı ben yemek yedim. hep yaparım bunu. nisanla yalnız takılmayı göze alamadım ne olur ne olmaz etrafımda ilgiyi dağıtacak, her daim dinamik tipler olsun dedim, kalabalık olsun dedim 12 kişi gittik yemeğe. gözleme yedim ben.. patatesli ama çok güzel değildi. her ne ise.okula dönünce de sade soda.. bu olmazsa olmaz. türkçe dersine hazırdım. girdim de zaten fakat pek sıkıcıydı türkçe dersi, sınıf çok kalabalıktı, çok ses vardı ve zarife hoca ilgiyi üstüne çekemiyordu bir türlü. sonra da bıraktı zaten..

dedim çıkmışken devrim hocanın istediği kitapları alayım. ingilizce eğitim böyle zor bi olay yahu. şuan arşivimdeki tüm kitaplar çifter çifter. orjinalleri ve türkçeleri. daha doğrusu orjinal demek çok yanlış olur. ingilizce ve türkçe demeliyim. machiavelli nin ingilizce kitap yazdığını sanmıyorsunuz heralde zurnalar!!!

her neyse Platon dan Devlet i aldım - 18324 defa okuduğum şu ünlü diyaloglar kitabı. Aristotle dan Politics ve de Machiavelli'nin muhteşem eseri Prince..

Tanrım Prens'i bu yaz bitirdim zaten küçücük bir şey.. Önemsemiyorum boyutunu ama az ve öz derler ya. öz şeyleri seviyorum ben ya.. Şimdiye kadar aldığınız tüm tarih ve ülke yönetimi eğitimini Niccolo, Prensliklere verdiği tavsiyelerle özetlemiş.. Çok akıcı, çok heyecan verici..

Böyle böyle iki gün daha kafa dağıtacağım. Okulda aynı şu an yaptığım gibi, bilgisayarım ve kahvemle, hoop internette hoop canlı derslerde hoop elimde kitapta falan olacağım. Kendimi adayacağım okula..

.

.

.

.

not: acil coğrafya da çalışmam gerek.herşey avrupa amerika değil!!

1 Ekim 2009 Perşembe

siyaset platformu?

kafam bozuk. okulda bi tiple dalaştım.. sonra da kimse görmesin diye arka blokların bahçesine geçip, sessiz sakin, ağladım. iyi mi? iyi değil bence!

bu gün klüplerin stand günüydü okulda.. benim de bir kaç arkadaşım klüp açtı bu sene, gideyim destek olayım dedim. standda oturup muabbet ediyoruz. gayet samimi olduğum arkadaşlarım felan.. (bu arada klüp Siyaset Platformu Klubü) neyse, biz tam can'la bu yıl paris'e gezi düzenlensin lan diye konuşuyorduk, can bana kahve de almıştı. ben mutluydum mesuttum. dallamanın biri geldi. evet, gözümün içine baka baka aynen şunu dedi.

-bu klubün vizyonu nedir bana anlatırmısınız hanımefendi? Biz size mail adresimizi veriyoruz sizde bize iki üç mail atıp bilmemkimin konferansına mı davet ediyorsunuz? Yoksa ayda bir iki defa bir araya gelip beyin fırtınası mı yapıyorsunuz ?

önce şöyleee bir tipi süzdüm. benim komünist damarlarında komünist kanı hızla akışa geçen dostum bir celallendi tabi ama can, dedim, canım dedim. dur bak çocuk hanımefendi dedi dedim, ben cevap vereyim bebeğim dedim.

-pardon ama görgü kurallarına göre bir sorunuza cevap verilmesini beklemeden başka soru sormamalısınız. ilk olarak bu klubün faaliyetleri seni hiç ilgilendirmez şu anda. üye değilsin çünkü. haa şayet olmak istiyorsan gelirsin adam gibi bilgi alırsın. sana bir çay söyleriz, anlatırız vizyonumuzu da misyonumuzu da işine gelince mail adresini yazarız aktive edersin sonra görürsün. ayda bir değil prensip olarak haftada iki bir araya geliyoruz. ve evet beyin fırtınası yapıyoruz ha benim beynim yok ben yapamam dersen katılmayabilirsin. konferanslara da katılma zorunluluğun yok tabi, ama o bilmemkim dediğin adamların bir çoğu akademik kariyer olarak senin oldukça üstünde sanırım değil mi?

- ilk olarak üye sayınızı bu şekilde bir yaklaşımla artırabileceğinizi düşünmüyorsunuz heralde. ikincis burda Siyaset Platformu yazıyor, ama ben burda bir avuç komünist pislikten başka birşey göremiyorum. siyaseti tekelinize mi aldınız anlayamadım, siz de siyaset yapıyorsanız vay halimize!!

benim beynime kan sıçradı. sol taraftan böyle yukarı doğru çıktığını hissettim o kanın!! o kadar sinirlendim ki.. 20 yaşına gelmiş adam, üniversite öğrencisi, çekmiş kumaş pantolonunu kravatını, hani öyle kıl tipler olur ya.. ha bişey demiyorum ne giyerse giysin insanlar.. badem bıyığıyla bilmiş bilmiiş laflarıyla karşımda racon kesiyor. bu seferde can'dan önce davrandım bir komünist olmamama rağmen.

- bana bak! burda dekanlığın verdiği yetkiyle duruyorum ve sadece bu yüzden senin beynini dağıtmıyorum şu anda.. git kendine faşit kulüp mü, islami kulüp mü her ne bok kurucaksan kur tamam mı? standın önünde yer işgal etme, sesimi daha fazla yükseltmeyeyim, burda senin beş katın çocuklar bitiverir ağzını eline verirler..

çok üzüldüm böyle konuştum diye.. iri yarı arkadaşlarım üzerinden prim falan yapmam normalde, kimseye güvendiğim de yoktur.. ama sinirlendim anlıyormusun? nedir bu tavır ya.. bu ne nefret yani.. zaten bişiler geveledi çekti gitti.

sonradan öğrendim bu abimiz, benimle aynı dersleri alıyor fekat ne hikmetse hiç bir sekşınımız uymuyor (tanrıya şükür tabi) kendisi yüksek şeref öğrencisi imiş ve burs kazanmış. yesinler onu bursunu.. adam olamamış adaam.

sonra ben sakinleştim. lan dedim ne oluyor sana kızım. kahve falan içeyim geçer dedim, can gitti kahve aldı. kesmedi. gittim en arka ağaçlıkların oraya, iki üç tane yiyişen çiftin beş on metre gerisine yerleştim kulağımda müzik, elimde sütlü kahve ağlıyorum da ağlıyorum.. arada nisan bebesi çaldırıyor, arada mesaj atıyor.. ben siyaset bilimi dersini kaçırmışım falan.. ne kadar orda kaldım bilmiyorum. 

.

.

sonra da çektim geldim işte..

.

.

.

seneye sırf bunlara inat gideceğim, problemli bebelerin ağzını yüzünü s.kme klubü açağım.. evet yapacağım bunu.

29 Eylül 2009 Salı

good night and good luck

bu güzel filmi izledim yine, aslında sadece replikleri dinledim falan...

duşa girdiğinde çok kan akması çok enterasan bi durum aslında.  bir süre bekliyip, geçer diyorsun ama her yer kıpkırmızı oluyor. aslında severim kırmızıyı

-hayır, son zamanlarda değil!

korkuyorum, çok korkuyorum.. 

öhömm..

okul herzamanki gibi boktan falandı, kendime yeni oje aldım. bir motorsikletim olsaydı ve ehliyetim, gerçekten bambaşka biri olabilirdim..ahh, neyse.

susuyorum, federal bir hak bu, federal olmasak da bizde de hak. susma hakkı. kullanıyorum bu hakkı. yalan değil, kullanıyorum..

.

.

.

çok, korkuyorum.

28 Eylül 2009 Pazartesi

hello teacher, tell me whats my lesson?

okul başlıyor lan, beni bu saatte uyandıran sistemin ağzına tükürüyüm.

nisan bebesi kalktı, giyindi süslendi bi görüceksin.

ben de gayet larç (large?) bir halde, mısır gevreği falan yiyorum, 

gayet boktan bir sabah....

26 Eylül 2009 Cumartesi

Carmina Burana


Nisan geldi.

Akşam Carmina Burana'ya gidiyoruz.

Bazılarınız bilir, bir insanın ya nefret edeceği ya da çok seveceği şeyler vardır. Ortası olmayan şeyler.. Örneğin hmm, balık gibi. Balık yemeği ya seversiniz ya nefret edersiniz. Ya bütün balık çeşitlerini (ya da damağınıza uygun olanları) bilen bi psikopatsınızdır ya da hamsi nedir onu bile bilmezsiniz..(yazık size o zaman o ayrı)

Opera da bunlardan biri. Ben operaya hayatımda ilk kez 14 yaşında gittim. İstanbulda. Ve Carmen Operası'ydı. Çok zevk almıştım, büyülenmiştim. Ve bu annemin gözünden kaçmadı, o benden daha da mutlu oldu. Seçkin zevklerim olması gerektiği kanısındaydı çünkü, herneyse konu bu değil.

Ben ilkokula başlamadan önce 2 yıl bale yaptım. Bale de çok güzeldir. İnsan kendini çok güzel ifade edebilir eğer yeteneği varsa. Bir kızım olursa balerin olmasını çok isterim. Bu yaştan sonra kendimde o yeteneği göremiyorum çünkü.

Opera yı ya çok seversiniz, ya da nefret edersiniz. Ortası yoktur. Ya sevgilinizin/ya da eşinizin sizi zorla sürüklediği ve yüzde doksanını uyuyarak geçirdiğiniz bir haftasonu etkinliğidir sizin için ya da giderken ne giyeceğinizi bile ayarladığınız, heyecandan yerinizde duramadığınız bir bağımlılık.

Açıkçası bir zaman Italya ya da Rusya da yaşarsam, buna karar verirsem tam bir opera bağımlısı olarak yaşayabilirim. ama İzmir'de bu gerçekten çok zor. Yine de Çağdaş Bale Topluluğu'nu ve bu eylül - ekim ayı organizasyonlarını çok tebrik ediyorum. Bale olsun Opera olsun hepsine gideceğim anasını satayım. hatta geçen yıl yapılması için kıçımın dibinin seçildiği Ahmed Adnan Saygun Kültür Merkezi'ni yapan İBB ne saygılarımı sunuyorum. (bkz: evet yürüyerek 2 dakika) Oyumu size veriyorum efendim, bir chp'li olmasamda veriyorum vallahi, kültür merkezleriniz bize yarıyor, hayat bize güzel oluyor. (:

Ben böyle şeyleri takip edemeyecek kadar şuursuz ve bir o kadar izmir dışındaydım. Dün de alsancak konak falan gezdim durdum aslında ama yok, afişlere dikkat etmedim, Konak AKM nin ordan geçerken duyurulara bile kafamı çevrip bakmadım. Ama tanrı korusun ki Nisan var (:

Benim minik meleğim, Carmina Burana balesine iki bilet almış.. akşamki sahilevleri rakı-balık biraz bekleyecek.. olsun ona herzaman gidebiliriz.. 

Bu arada sevgili annem aradı, ona da baleye gideceğimi söyleyince çok sevindi. Evde tıkılıp kalmak dışına bişiler yapıyorum falan diye ve sonra nisanı istedi, ona da büyük ihtimalle benim moralimi yüksek tutması hakkında ricalarda bulundu, teşekkür falan etti.. nisan bir bok söylemiyor, sadece annen seni çok seviyor diyip duruyor. gerizekalının getirdiği film de V for Vendetta ayrıca. salak mıdır nedir. bilmem kaç yüzbin defa izlediğim bir filmi tekrar izleyeceğim birazdan. ama dua etsin filmi seviyorum, natalie'ya tapıyorum :) (bkz: portman olan)

ayrıca bir not: akşam carmina burana'ya ne giysek diye düşünürken, ben Liverpool forması giymeye karar verdim. ve nisan bu kararımı duyduğundan beri konuşuyor. bak şimdi mutfakta mısır patlatırken söyleniyor......

...ay salaksın kızım sen, formaymış, kahverengi elbiseni giy, saçlarına maşa falan yap. formaymış, valla gelmem senle o halde, ayrı ayrı gireriz, yanıma oturunca da tanımıyor gibi yaparımi yaparım EGE!! siktir git evinde giy formanı.......

(=

olağan sabahlar..

sabahlar, ahh sabahlar!

uykuma yenik düştüm ve günün en sevdiğim zamanını uyuyarak geçirdim. bu sabah başak beni uyandırıp, bana çok güzel bir kahve yaptığını söyleyince onu kocaman öptüm. ve kendi kendime keşke bir kız kardeşim olsaydı dedim..

içinde olduğum psikolojik deprem(ler) beni bu hale getirdi evde başka birilerini isteyebilir durumdayım şayet (:

asıl olay şudur ki, annemi aradım. evet yaptım bunu. o kadar hissiyatsızım ki sadece konuşmayı not edicem galiba  :f

anne: egecim, bebeğim, nasılsın? aramanı bekliyordum.

ben: hmm, anne, iyiyim sen nasılsın?

anne: iyiyim bitanem, burası çok kötü, kasvetli. izmir'in tadını çıkar vallahi. (gülücük de saçıyor)

ben: evet evet tahmin edebiliyorum. anne ben doktora gittim kanamalar için işte. önümüzdeki hafta bir operasyon geçiricem, yani sanırım, evet.

anne: neler söylüyorsun____

ben: parça alıcaklar rahim ağzından.

anne: bir dakika bir dakika. saçmalama ege. yavaş olalım. hangi hastaneye gittin? doktorun kim? kim gördü yani seni? ender bey vardı orda, benim ameliyatımı yapan sen bilmezsin.. hemen operasyona gireyim deme. dur tamam, istanbul'a geliyorsun hemen.!

ben: kasvetli değil miydi oralar anne?

anne: ege saptırma konuyu! adam akıllı bir doktorun görmesi gerekiyor. Mehmet'i yollayayım mı alsın seni?

ben: hayır, sakın!! anne çok istiyorsan sen gel ha? olur mu? ben gelmeyeyim..

anne: tamam ama ben hafta başında gelebilirim. o zamana kadar müdahale ettirme olur mu? ender bey'i ararız.

ben: anne ender bey baktı zaten. off! zaten yeterince zor tamam mı? haber verdiğim için şükretmelisin.

anne: ah, teşekkür ederim egecim!! sinirlerimi tepeme çıkarıyorsun şu laflarınla! babanı aradın mı?

ben: hayır. arayacağım.

(ilk onu aradığımda seviniyor, böyle bir durumda bile evet.)

anne: tamam bebeğim benim, ben arayacağım seni. teyzene de gidebilirsin kalmaya..

ben: anne okula başlayacağım, bornovadan balçovaya gidemeyeceğim kusura bakma! 

anne: nasıl biliyorsan egecim. kanama çok mu?

ben: herzamankinden çok değil. hastalık dönemi gibi işte. ama tabi kan kalmadı vücudumda. sen merak etme. başak benimle kalıyor. nisan da gelicek bu gün.. yalnız değilim yani.

anne: seni seviyorum egecim. geleceğim. öpüyorum.

ben: görüşürüz anne.

ağlamak istiyorum, babamı aramak istiyorum. ama arayamıyorum.. vallahi elim o telefona gitmiyor.. istanbul'a gideceğime rusya'ya gidip bıçak altına yatmayı tercih ederim!! evet yaparım bunu.. ama önce babamı aramam gerek.. hey baba demem gerek, anlatmam gerek..

başak bu gün erkekarkadaşıyla buluşacak. bunu da yazmalıyım çünkü çok enterasan bir hikayeleri var.. oğlan ankara'da okuyor. ve internetten tanıştılar. birbirlerini hiç görmeden, hiç dokunmadan, koklamadan yaklaşık 5 ay ilişki yaşadılar. ve en sonunda yazın başında (evet benim evimde :D ) buluştular. dünyada bu kadar tatlı bir çift daha görmedim, tanrım o öpüşmeler, sevişmeler, birbirleriyle dalga geçmeler.. benim evladım gibiler gerçekten (:

ve bu gün de oğlanın ankara'ya dönmesi gerek. herşeye rağmen dün gece onunla değil benimle kalan başak'a sevgilerimi sunuyorum. benim sarı saçlı küçük sevgilim o :) 

ama benim de elimde nisan hanımlar olacaklar.. dvd getirecekler, bira getirecekler.. içeceğiz azizim.. (:

bu gece balık-rakı yapmak istiyoruz. sahilevleri'ne gidip şöyle bir dağıtmak. fikir başak'la nisan'dan çıktı ama itiraf etmeliyim çok çekici :D kabul mu edicem ne...

bazen dost dedikleri şey çok işe yarıyor be..

25 Eylül 2009 Cuma

gynecology service

analog pussy dinleyerek algılarımı üst seviyelerde sabit tutmaya özen gösteriyorum.

duş aldım, oje sürdüm, kahve yaptım ama ne yazıkki uzun süre kendimi oyalayamadım.

sabahın 9unda yaptırdığım testlerin sonuçlarını almak için gitmem gerekiyor.

bu düşüncede bile midem kasılıyor, bak yine kusacağım..

hastanelerden (özellikle araştırma) nefret ediyorum, soğuklar ama vıcık vıcıklar.. boğazıma ya da vajinama farketmez, soktukları şeyleri ilk olarak bana kullandıklarının garantisini istiyorum! evet istiyorum bunu, poşetleri benim önümde açsınlar istiyorum.

not: samet birşeyler yazmış, bu kadar çabam boka gitti, oturdum ağladım iyi mi?

24 Eylül 2009 Perşembe

back to home

evdeyim. bir dakika bile uyumadım. uyuyamadım. evdeyim, yatağımdayım. kendi hücremde yine özgürüm. 

dişlerimi fırçalayacağım, güzel bir duş alacağım. hindistan cevizli vücut losyonunu süreceğim, gerisinin bir önemi kalmayacak. 

uyuyacağım biraz. ama üzülme, evdeyim.

sikerler böyle geceyi..

Tanrı aşkına ne yapıyorum ben? Lütfen yolumu aydınlat, Tanrı!

bu saatte, şuan bulunduğun yerde olmamlıyım. bunları yazıyor olmamalıyım. canım bu kadar sıkkın olmamalı, uykuyu özlememeliyim, uyumalıyım hatta. torn dinlememeliyim, çok eski bir şarkı. dedim ya uyumalıyım hatta.

tartışmaların sebebi ne olursa olsun tartışmaları seviyorum. beni ben yapan şeyler falan. bayan muhalefet demiyorlar mı zaten. ama annemle tartışmaya dayanamıyorum. bir yerde tıkanıyor işte en güzel hikayelerde. anne-kız olmak bu kadar zor mu? saygı duymak, saygu duyulmak..

ne yapıyorsam kendim için yapıyorum, sütümü içip duamı edip yatağıma sokulduğu günleri özlüyorum, kimseyi düşünmediğim, kimsenin beni düşünmediği günleri. ama yarın bavulumu alıp izmire o yatağa dönmek bile istemiyorum. dönülesi bir evim yok ki..

en büyük planım ders çalışmak, ve ortalama yapmak. en büyük özlemim rusya.. ağlamak ister de, hık diye içinde patlar mı hiç?

çok acı.

23 Eylül 2009 Çarşamba

kenan <3

21.Eylül.09
19:52

Bayramın ikinci günü. Her şey normalde olamayacak kadar güzel gidiyor. İnternetim yok, dolayısıyla daha sonra yayınlamak üzere yazıyorum. Bir bahçedeyim şu anda, yeşil ve beyaz bir bahçede, annem karşımda oldukça güzel bir bayanla konuşuyor. Bense, Special Needs dinliyorum. Placebo’yu çok seven birilerine selam olsun..

Sağ ayak parmaklarımda bir problem var sanırım. Yürürken canımı çok acıtıyor. Burada taksi olayı çok güzel o yüzden fazla yürümüyorum. Dağlar kadar yol gitsem bile taksiciyle baştan anlaşıyorum 5 liradan fazla vermiyorum, harika yahu.

Burada evinde kaldığımız aile; 54 yaşındaki Levent Abi, onun 26 yaşındaki karısı Svet(lana) ve onların 2 yaşındaki oğulları Kenan’dan oluşan çok sevimli bir aile. İnsanın Rus olup, böyle bir karizmatik adamla evlenesi geliyor. Svet’le çok iyi anlaştık, benim sevdiğim müzikleri seviyor. Eva Cassidy falan dinliyor. 4 tane dil biliyor. Falan. Hoş bir kadın.

Levent Abi, annemin eski patronu ve iyi bir arkadaşı, 2 yıl önce Svet 4 aylık hamileyken buraya yerleşmişler, oturdukları evi görmelisin, o kadar şirin bir yapı ki.. Evin 3. katından kirli çamaşırlarını bi boru vasıtasıyla bırakıyorsun, zemin kattaki çamaşır makineli odaya düşüveriyor, hoop. Bunu yapıp duruyorum zaten geldiğimden beri (:

Svet beni güneşli bir sahile götürdü bu sabah. Bisiklet kiraladık gezdik, sonra Levent’e uğradık, onun da burada küçük gayrimenkul danışmanlığı ofisi var. Bayram falan dinlemedi adam gitti açtı ofisi ama anlıyorum ki burada sadece bayramın ilk günü bir bayram havası var, sonra normal bir gün işte.. Levent bizi harika rus çayları içilen bir yere götürdü. Anneme bunu söylemedik çünkü o bütün gün evde Kenan’la ilgilendi. Az önce girdik eve işte..

Aslında Levent işyerine gidip interneti kullanabileceğimi söylüyor, belki yarın giderim belki yarından da yakın.. ah hayır yarından yakın gidemem..

Evde bütün gün şarap içip, jazz falan diliyorlar. Kenan da benimle Türkçe değil Rusça konuşuyor deli oluyorum  ama çok yakışıklı bir bebe olucak sarışın olmasına rağmen, bunu şimdiden anlamak zor değil hani.

Normalde bu gün benim dönmem gerekti, annemle böyle konuşmuştuk. O buradan direk olarak İstanbul’a geçecek çünkü. Ama burası bana garip bir huzur verdiği için biraz daha kalmak istiyorum. Sabahları yatağımda sarışın bir oğlanla uyanıyorum, kocaman lacivert gözlerini bana dikiyor ve sanırım annesiyle babası bunu onun gözü önünde çok yaptığı için olsa gerek, beni dudaklarımdan öpüyor. Saçlarımı okşuyor ve elimden tutup bahçeye çıkarıyor..

Dünyanın en büyük harika şeyi be dostum. İzmir’i özlemiyorum bile.. Dolayısıyla da dönmüyorum işte, oh olsun..

22.Eylül.09
20:12

Bu gün çok güzel oldum. O kadar ki sorma.. Svet bana mini bir elbise verdi, anneannemin eski kıyafetlerine benzeyen basma bir kumaştan bir elbise, uzun balon kollu ve dizlerimin bir baya üzerinde 

Yani senin anlayacağın, ben bu gece biraz kafayı bulacağım canım. Kenan’ı bakıcısına bırakacağız ve nefis bir jazz bara gidip süper eğleneceğiz.

Benseee, ne zaman döneceğim bilmiyorum. Tanrı bilir artık.



- Şuanda Magosa'nın en büyük gayrimenkul danışmanlık ofisinde, Levent Abi'nin yerinde oturmuş, rus çayı içiyorum (farkı limonlu olması galiba). Levent Abi kıçını gezdireceği için beni burda bıraktı ben de internete falan girebiliyorum diye bu telefonlara bakma olayını kabul ettim. gerçi pek telefon çalmıyor.

harika bir tatil, insana bu kadar iyi gelebilir yani. dönemedim baksana. dönücem dönücem bir türlü dönemiyorum yahu. bak bugün de kaldık :P

işin garibi galiba aşık oldum. evet hayatımda ilk defa bir sarışına, lacivert de gözleri var, dudaklarımı öpmeyi çok seviyor..
2 yaşında olmasa onunla kaçardım..

18 Eylül 2009 Cuma

beni duyuyor musun bebeğim ?

elimde kafam kadar bir elma, regl döneminin en şatafatlı günü!

evde temizlik yapmak ve sonra oturduğun koltukta kan görmek.. gerçek şatafat bebeğim..

rüzgar kulaklarımda, Hear Me Out diye bir şarkı söylüyor imogen.. o kadar şeffafım ki..

uzaklarda da olsan içimi görebilirsin. evet şu an belki de hayatımda çok az olduğum gibi şeffafım. çok az olacağım gibi.. sorulara açığım, cevaplamaya cesaretliyim. uzaklarda olsan da sorabilirsin hepsini.

elma güzel birşey, ama o kadar büyükki, çenem ağrıdı biraz. çok çevirmek istediğim bir şarkı var. ama çeviremiyorum. uygun kelimelerim yok.. beni telefonla arayan kimse yok. bu o kadar güzel ki..

ve ben hazırım. gidiyorum bebeğim.o kadar hazırımki, annem bile bunu bekliyor..

kumar oynamaya gidiyorum. kıbrıs'a.. ama kumarhanede değil. orda beyaz boyalı bir evde küçük bir kumar hesabım var. küçükken bıraktığım bir şeyleri aramaya gidiyorum ve bunun hikayesini de bu gece anlatacağım sanırım. eğer dışarı çıkıp biraz gezmezsem. biraz düşünmek ve nargile içmek istiyorum bugün, çikolatalı ve çilekli. benim için bu karışımı yapacak olan ali abi'yi seviyorum. nargile içmek istiyorum sonra telefonumla babamı aramak. söz baba, magosa'dan sonra leningrad'a da gelicem demek. ama gitmek de istiyorum. özlüyorum babamı.

beni duyuyor musun bebeğim? ben kendimi net duyabiliyorum da. 

sadece sebepleri düşün.! neden yaptığını? neden yaptığımı? sonra bir de neden yapmadığımı düşün? neden yapmadığını? beni duyacaksın bebeğim. ama ben, gitmiş olacağım.

ki gidiyorum da, yarın sabah, magosa..

17 Eylül 2009 Perşembe

oh, onu bana getir.. tatlı aşkını..


Eğer fikrini değiştirisen, bırakma konusunda..

beni arkada bırakman konusunda..

ohh, onu bana getir.. tatlı sevgini bana getir.

bana. eve getir. oh..

Biliyorsun ben çok güldüm (haha) sen gittiğinde

Fakat şimdi biliyorum ben, ben sadece kendimi incittim

oh,oh onu bana getir.

tatlı sevgini bana getir. bana, eve getir.. oh oh ..

sana mücevherler vereceğim, para da.

ve bu hepsi bile değil, senin için yapacaklarımın hepsi..

oh, getir onu bana. tatlı aşkını getir.

onu bana, eve getir. oh oh..

biliyorsun, her zaman senin kölen olacağım.

ta ki ölene ve mezara gömülene kadar.

oh, getir onu bana.. tatlı aşkını getir.

onu bana, eve getir.. oh oh.

Eğer fikrini değiştirisen, bırakma konusunda..

beni arkada bırakman konusunda..

ohh, onu bana getir.. tatlı sevgini bana getir.

bana, eve getir. oh..

I  <3>

15 Eylül 2009 Salı

daddy I'm fine

İnsan hayatının bir kaç saat hatta bir kaç dakika içinde nasıl değişebildiğini daha önce defalarca tecrübelemiştim. tabi s.keyim böyle  tecrübeyi, orası ayrı.

Gece yani dün gece, çat kapı annem geldi. Atina'dan. bir bavulla ve kocaman bir sırıtışla. şuanda e2'de rachelray'i izliyor. yaptığım yeşil çayı içerken arada bana göz atıp o sinir bozucu gülümsemesini korumaya çalışıyor.

ve takvimlerin ibreleri geri geri işliyooorr.. (evet benim sadece saatlerimin değil takvimlerimin de ibreleri var)

ben küçücük bir kızım, saçlarım daha yumuşak, daha kıvırcık ve sapsarı.. ve bu sevgili kadın aynı bugün 45inde olduğu gibi o zamanlar da, uzun boylu, siyah gür saçlı, ak tenli, kocaman gözlü ve müthiş seksi bir kadın. (eninde sonunda annemdir, düşüncelerine sınır koy, oyarım!) benim bir oraya bir buraya savrulan bir yaprağa benzeyen hayatımda bir yerlede hüküm sürmeye çalışıyor! ama bir yerlerde şunu unutuyor ki; ben onun genlerini taşıyorum. Özgür, inatçı, muzip ve evet itiraf ediyorum biraz da seksi =P

kulaklarımda çınlayan şunlar;

-ege, bebeğim, sana harika bir elbise aldım. haftasonu klüpte giyebileceksin.

klüp. tanrım! mideme ağrılar mı giriyor ne. binlerce kapitalist adamın toplaştığı, güzel kıyafetler içinde ve güzel içkiler eşliğinde kendilerini tamamen sosyal bir bok sanıp aslında benim gözümde (ve bir çoklarının) bir bok kadar bile değerli olmadıklarını bilmeden gülümsüyorlar. varsın gülümsesinler. ben de gül kurusu elbisemi giyiyorum. Amerika'nın batısında 16larında SOSYETEye takdim edilen kızlar misali, bir tek kavalyem eksik ve tabi dansımız. Dans derken evet bu tam eksik olmayabilir düşününce.

o klüplerde bacardi içen insanları düşününce bacardiyi bile sevmiyorum. taşkın abiyle ilk karşılaşmam geliyor aklıma (klüp işletmecisi, özel müşterileriyle kendi ilgilenir)

-ne alırsınız küçük hanım?

-bacardi lütfen. (havalara bak)

-hmm. size bacardinizi nasıl sunayım istersiniz?

-sade lütfen.

-portakal ilave etmek için ısrar edeceğim.

-peki portakallı olsun.

tanrım, hayatımın ilk bacardisiydi tamam mı? neyli olabileceğini düşünmedim bile. çilekli mi demeliydim? limonlu mu? sütlü? keşke bira isteseydim ama annem tembih etmişti. bira istemeyeceksin. sanki istesem verecekler.

şimdi şu koltukta ayak parmakları arasında pamuklarla ojelerini kurumaya terketmiş kadına bakıyorum da. ''hadi anne, bir bira açalım nasıl olsa klüpte değiliz'' demek geliyor içimden. ama hayır. ikimiz de buna hazır değiliz sanırım.

takvimin ibreleri kıçımı kovalıyooorr..

Frank Sinatra'yla ilk tanışmam. Klüpte uzun zamandır bir adam çalıyorlar. Sesi pamuk gibi. O çalınca klüp aniden bir Broadway  Müzikali'ne dönüşüyor. Ben muhtemelen viskiyle çoktan tanışmışım. İki parça buz ve sanki bilmiyorum biraz da soda karıştırılmış. umursamıyorum. Sinatra için gidiyorum artık klübe. 

kulağımda çınlayan bişeyler var:

-egecim, bebeğim, iki hafta daha çalışmalıyım sonra seninle bir kaçamak yapalım mı?

-olur anne. nereye gideceğiz?

-kaş diyorum. ne dersin?

-çok iyi.

-alışverişe de çıkarız. hem saçlarını kestirmemizin zamanı gelmemiş mi sence de?

-gelmemiş anne. saçlarımı uzun seviyorum.

-ama karmakarışık gözüküyorlar.

-anne daha 12 yaşındayım. başka ne zaman karmakarışık gözükeceklerdi zaten??

hayatımda bir defa bile bir kuaföre girip fön çektirmedim. annemin de bana bunu yapmasına izin vermedim. onları doğal seviyorum. okulların balolarında bile salık bıraktım ya da (şaka yapmıyorum) siyah lastik bir tokayla yukardan bi yerden topladım onları. bu yüzden o sürekli benden utanmıştır belki de. bak şunu da hatırlıyorum;

dayım: nasıl istiyorsa öyle olsun abla. zaten bu yaşta onu süslü bebeklere çevirme!

annem: öyle deme. bir kız çocuğu o. bakımlı olmalı, temiz ve şık görünmeli. seçkin olmalı anlamıyorsun.

dayım: iyi de pis bir çocuk değil zaten. ruj falan da sürüyor. ağlattığına değecekmi iki tane saç maşası?

annem: nasıl biliyorsanız öyle yapın. söyle ona ağlamasın artık. kuaföre falan gitmiyoruz!

yufka yürekli annem benim :) hahaha. peki ne demeli şu an benim halime? evet. annemin atinadan aldığı mavi bir elbise var üzerimde, yalan söyleyemem elbiseyi çok beğendim. ve sanırım bir servet döküp aldığı gözlüklerimi de beğendim. diesel. bana sürekli gülümsüyor böyle olduğumda. saç bakım kürleri, kozmetik ürünler, sağlıklı ve şık görünen makyaj malzemeleri, aklınızı hayalinizi donduracak kadar gereksiz bir sürü ıvır zıvır. anlamıyorum böyle şeylerle nasıl mutlu oluyor!

iki şişe johnny walker getirmiş bana. dediğine göre 20 kg sınırını aştığı için pahalıya mal olmuş. sanırım hayatım boyunca ondan aldığım en güzel ikinci hediye bunlar. birincisi adım. adımı seviyorum. Ege.. Egeeee, bebeğim.. hahaha:D seslendi bak.

iki gün sonra gideceğini söylüyor. umarım gider. öyle deme onu severim sadece rahatsız olmasını istemem. ona göre bir yer değil benim evim. tamam temiz ve seçkin bir ev. ama kuralları onun koymasına dayanamam ve öyle olunca da kavga edip huzurunu kaçırmak istemem. kıbrısa gideceğini söylüyor. bana kalırsa bir erkek arkadaşı var. kıbrısta evet.. bunu hemen araştırmalıyım =D

hah, unutmadan. dün gece saat 2 civarlarında Ralph, Don ve Nisan buraya geldiler. Ben annemin evde olduğunu ve uygun olmadığımı söylemek üzereydim ki annem o güzel ağzını açtı; ''kalsınlar tatlım, zor durumda kalmalarını istemeyiz. hem nisan'ı özlemiştim''

Tanrım. ne garip bi geceydi. Ralph düşünebiliyor musun? 7 ay peşinden koşup tam ağıma düşürdüm derken bırakıp gittiğim adam. ve annem.

-mrs. bahar, I just want to say that I could guess..clearly..hmm.that..Ege must has such a beautiful mother such as.. I mean, like you :D

-oh, thank you Ralph. Ege bunu duydun mu :)

YALAKA!. Ama bilmiyorsun. Onda da benim genlerim var. böyle şeylerden asla etkilenmez. etkilenmiş görünür sadece.

bu arada babamı özledim. ve bir arkadaşı. evet Soysuzlar Çetesi'ni beraber izlediğim o adını bilmediğim arkadaşı. Onu özledim çünkü babamı özledim. Yani bunu anlamadın biliyorum. Ama o aynı babama benziyordu. Yani tipi değil. anlıyor musun? sinema kültürü, konuşma tarzı, bana sesleniş tarzı, ani çıkışları, bazı şeylere tepkileri, tavırları, ağzından çıkan bir çok kelime... hep babamınkilere benziyordu. bunu yeni farkediyorum.

takvim ibresi benim pek mutlu olduğum zamanlarda geziniyoorr.

-eylem. bu gün seninle sinemaya gidelim mi?

-olur baba. paramız var mı peki?

-dostumuz var ;)

-ahh, özgür abinin sinemasına mı gideceğizz.

-filmleri sen seçersin.

- harika. animasyon oynadığını duymuştum.

istediğim kadar geğirmeme ve insanların içinde kaşınan bi yerlerimi kaşımama izin verirdi. gazlı içecek içebilir, zararlı şeylerde de yiyebilirdim. Pantolon giyer, küpe takmak zorunda kalmazdım. ve en harikası saçlarım. istediğim kadar karışık kalabilirlerdi. ki hep kaldılar zaten. hep animasyon izlerdi benimle. 101 dalmaçyalıyı defalarca izletmiştim ona.. düşündümde çocuklar bazen acımasız olabiliyor.

-baba ben büyüyünce evlenicem

-evet bunu biliyorum eylem :D

-kiminle olduğunu sormayacak mısın?

- ah, bir aday olduğunu bilmiyordum.

- evet. (burda başım dik, çok gururluyum) red-kit le babacığım!

-red-kit mi?  bir kovboyla yani.

-evet ama annemse sakın söyleme.

-:D söylemem. o zaman. hadi bakalım at çiftliğine gidelim. onunla evleneceksen iyi bir sürücü olman gerekir.

başka yerde hiç o kadar mutlu olmazdım. at çiftliğindeki kadar yani. bir atım bile vardı orda. bembeyaz. adı hayalet! sonra öğrendim ölmüş. bir daha da gitmedim oraya. zaten taşınmıştık..

ah, bu kadın şimdi çaresiz ev kadınlarını izlemeye başladı. oysa ben weeds izleyelim anne desem kaç dakika katlanır acaba :) neyse ben de dönüp ona katılsam iyi olcak.

bu arada. Ralph artık umurlarımın uçlarında bile gezinemiyor.

bu arada adam, çok yakınlarımda öyle hissediyorum.

ve bu arada tüm bunları yazarken, Sinéad O'Connor 'da DADDY I'M FINE dinliyor olmam ne hoş olmuş değil mi?

ve son bu arada;  baba ben gerçekten iyiyim. oluyorum yani :P

14 Eylül 2009 Pazartesi

şişme bebek hitler.

Dün gece yazdım, şimdi sakin kafayla analiz edicem. Inglourious Basterds'ı gördüm. Çok önce değil haftasonu gittim. Sıcak sıcak yazmalıyım bence. Q. Tarantino'nun harikalarından biri bence. Aylardır bekliyorduk (yıllardır mı demeliydim) ve beklentinin insanlarda yarattığı hayalkırıklığı olayı bende olmadı. olmadı kardeşim! Ben gayet de zevk aldım. Hayatımın hiç bir evresinde intikam ateşini içimde hissetmemiş hatta ne demek olduğunu bile bilmeyen biri olarak Yahudi İntikam'ından acayip zevk aldım evet. Apache'nin vücuttan asla çıkarılamayacak olan Nazi dövmesi(!)ni zevkle izledim işte. ancak bir faşist bu kadar zevk alabilirdi diyebilirsiniz, e haklısınızda belki. ben dişe diş kana kan insanlarından değilimdir. Ama bana bi soykırım savaşını (WW II) sizi bu kadar güldüren bir dille başka hangi yönetmen anlatmıştır söyleyin de duyalım! Ben HAYAT GÜZELDİR i izledim evet ağladım da, PİYANİST'de de SCHINDLERIN LISTESI'nde ve anımsayamadığım bir dolu savaş (özellikle Nasyonel Partimizin başrol aldığı) filmerini gördüm. Arşivimde de bulunurlar söylemesi ayıp. Ama ben Tarantino'nun kurgusuna bayıldım işte.

Ben demedim mi sanıyorsunuz; Kino gerçek olsun! Bu faşistlerin isteyeceği türden mi? hayır tam bana göre ;) Shosanna denilen hatunun yanaklarından öpesim, siyah sevgilisinin elini sıkasım gelmedi mi sanıyorsun filmde? Geldi geldii. Ben o an bu kurgu neden tarihi yansıtmıyor be tarantino diye gözlerimde yaşlarla sorasım geldi! neden kafasına sıkmış böyle bir lider! neden ha? neden şişme bebek gibi delik deşik edilmiş bir locada sere serpe yatarken bir yahudi kızın kahkahaları duyulamamış. aslında yine bir alman savaş kahramanı tarafından öldürülen bir yahudi kızın..

Bir dolu faşist almanı (aslında alman olmaları değil faşist olmaları önemli neden alman yazdım ben de bilmiyorum, bi daha yazmam) bir fransız yahudisinin sinemasına kapatıp ateşe vermek?? çok mu yaratıcı tarantinoo? şşüphesiz ki değil. Ben daha yaratıcı olabilecek yahudiler biliyorum ;) ama konuya böyle sığ bakan adamlarla da işim olmaz zaten. Zira benim sevgili tarantinom yüzeysel filmler yapmaz. replik filmleri yapar. ingilizcenizin iyi olması beklenir (ya da hangi dil de konuşuluyorsa) çünkü çeviriler muhtemelen berbat olur. önemli değil. olduğu kadarını alın bize o da yeter. 

Giriş bölümünde, mandıracının evinde yapılan kıyımı hatırlasınız, izlediyseniz. Waltz denilen adamın rol parçaladığı 20483075 sahneden biri evet. Orda geçen muhabbetleri hatırlamazsınız büyük ihtimalle olsun. Sıçanlardan neden nefret ettiğinizi hatırlıyor musunuz? Şuan bulunduğunuz ortama aniden bir sıçan dalıverse, hiç bir tehditkar harekette bulunmaksızın! onu yoketmeye meyilli olmadığınızı söyleyebilir misiniz? 

Muhtemelen kemirgen ve virüs taşıdığı için pek sağlıklı olmadıklarını, kobay olarak kullanılmalarının en doğrusu olacağını falan zırvalarsınız. Peki ne diyordu alman albay? hah, bir sincap evet. kemirgendir değil mi? daha mı sevimlidir dediniz? kuyruğu dışında bir sıçandan onu ayırt eden nedir pek bilemiyorum şimdi. böyle dedi albay. ve nedenini sizinde açıklayamadığınız bir sebepler dizisinden ötürü o hayvandan nefret diyorsunuz!!

tarantinocuuğum, replik parçalamış! filmi, ikinci dünya savaşını, hitler'in belki bir çok faşist liderin, öğretinin özetini iki dakikada bir alman subaya yaptırvermiş! sevilmez mi bu adam be!

yahudi olması tiksindirici olmasına yetmez mi? duyamadım! ben cevap vereyim. ben fareleri de severim, yahudileri de. faşistleri sevmem ben. kafa derisi kesen bir yahudi olsa bile. soysuzları severim ama. en azından eylenceliler. yalan söyeleyemem ya, severim onları ;)

13 Eylül 2009 Pazar

çeşme, adam ve tarantino

evet bebeğim döndüm.
ve evet bulabildiğim en sıkı giriş buydu.!

evimdeyim, elimde kendi yaptığım filtre kahvemle mutluluktan havalardayım. ahmet kaya dinliyorum. geçen gün asla çalmayacağını düşündüğümüz bir mekanda çalmaya başlayınca şok olmuştuk da aklıma geldi şimdi. babamın arşivlerini tırtıkladığım zamanları andım.

çeşme fantastik falan değildi. bol bol dinlendiğimi de söyleyemeyeceğim. değişik tiplerle tanışıp yaz yağmurunda saçlarımın uzamasına izin verdim. belki elimde kalan bunlardır.

.
.
.
adam: hey! o elindeki kaçıncı be kadın!
ege: beni mi sayıyorsun?
adam: o ne cümle öyle! türk değil misin?
ege: that's funny to ask that question in turkish!
adam: hahah.
.
.
.

saçlarımı bir geceliğine siyaha boyadım. ve bunu sadece ben gördüm. yazık ki gothic bir odada değil de kese kağıdı rengi bir odada, çok seçkin ama yabancı turistlerin ağzına sıçtığı bir otelde bir kere bile bedelini ödediğimiz o akşam yemeklerini yemeden dolu dizgin 3-5 gün geçirdik.

yağmur sel olup bazı şehirlerde canlar aldığında ben bira şişemin dibindeki tortuları da yutmak için uğraşıyordum. denize giriyordum. serserilik yapıyordum bebeğim. ama üzülüyordum da içimde bi yerlerde. sonra annem aradı. sel olduğunu söyledi. ah o an telefonda bebeğim, gözlerimi kapadım, kapadım ve küçük kızlarımı düşündüm. teker teker ..
sonra bir kaç delikanlı yanımıza yaklaşıp ateş falan istediğinde, başka oğlanlar bizi kahve içmeye davet ettiğinde, dans etmek için piste sürüklediğinde falan kıçımın kenarıyla onlara güldüm. bu garip hobilerine. muhtemelen parayla yatak zevki verdiğimizi düşünmüş değillerdi. öyle bir halimiz olmadığını sanıyorum. o kadınlara saygı duyuyorum ben bebeğim. bunu açıklamaya kalkışmayacağım. ama yine de bize bu tip mi yaklaşmıştı yoksa bir garip tip mi bilemediğim birileri benim ilgimi çekmeyi başardı. evet son iki gün bunu başardı bebeğim.
.
.
.
adam: saçlarını toplamayı kesmelisin.
ege: peki. bunu neden yapmalıyım ?
adam: çünkü saçmasapan görünüyorsun.
ege: aha! açıkçası iltifat bekliyordum.
adam: açıkça da belli ettin zaten.
ege: ''saçların salıkken tanrıçaya benziyorsun' demek bu kadar zor muydu?
adam: seni saçların salıkken hiç görmedim. ve kafadan sallamayı hiç sevmem.
.
.
.
biliyormusun bu küçük trip'de hayatımda daha önce hiç yapmadığım bir şey yapmaya karar vermiştim. ve yaptım da. hayatımda daha önce hiç, adını bile bilmediğim birini sinemaya davet etmemiştim. ve biriyle, yine adını bile bilmeden, bir film, bir yönetmen, bir aktör, bir aktris, ve bir kaç şey daha, hakkında böylesine uzun konuşmamıştım.
ve bebeğim!!! INGLOURIOUS BASTERDS'dan bahsediyorum. tanrım! tarantino 31 çekse izleyeceğim galiba!! o ne şahane bir filmdi, yüreğimi ağzıma getirdi, zevkten dört köşe etti.
bak aklıma geldikçe uçuyorum uçuyorum.
.
.
.
adam: bakalım bu filmde tarantino da oynayacak mı?
ege: arka plandaki bi nazi askeri olacağına bahse girerim!
adam: beni en etkileyen kill bill di. ben uma'ya bayılırım da.
ege: o da bayılıyor zaten. ve uma diyorsan benim favori filmimde de şahaneydi. pulp fiction! hayatımın filmi. kitleleri kollektif uyuşturucu alışkanlığına sevk ediyor bence.
adam: neden öyle diyorsun. bill'in gelini de toplu kıyım tavsiye etmiyor mu?
ege: tarantinocuyuz :D
adam: ve bana bir bira ısmarlarken sana rezervuar köpeklerindeki mantık hatalarını sayabilirim.
ege: sana bira ısmarlamam için söylüyorsun çünkü hiç hatası yok bebeğim! ama şanslı günündesin ben tam da bira havamdayım!
.
.
.




uzun zamandan sonra izlediğim harika ama harika filmlerden biri. biri mi teki be bebeğim.! ben brad pitt'i sevmem. bebek yüz ve sarışın. ıyk! ama ama ama AYI YAHUDİ buna bayılırım işte.
ba - yı - lı - rım. (bkz çekici mi çekici: eli roth)
.
.
.
ege: eli roth mu? hayallerimin psikopat aşığı.
adam: bana benzetirler.
ege: buna gülerim işte. kıçıma daha çok benziyorsun.
adam: yapmaa. o kadar kocaman mıyım?
ege: benim kıçım kocaman değil tamam mı! en azından kıçımda sendeki kaşlardan yok!?
adam: tamam unut. eli roth'abenzemiyorum.
ege: evet benziyorsun. :D
adam: ...
ege: sinir olunca neye benzersin merak ettim.
.
.
.
inglourious basterds hakkında uzunca bişeyler yazarım belki, sonra. daha sonra tek başıma izlediğim ve aşka geldiğim bir başka zamanda. şimdilik adını hala bilmediğim, telefon numaramı asla istemeyen ve bir daha nerede göreceğimi asla tahmin bile edemediğim birileri hakkında yazdığımı farkettiğim bu yazıyı bitirmeliyim. gidip kırmızı çarşaflarımda sere serpe uyumalıyım.
.
.
.
adam: seninle sadece bir kere bir yere gitmek isterdim.
ege: evet. sadece bir kere sinemaya geldik ya işte.
adam: filmi beğendin mi?
ege: =D
adam: tanrım. bu kadar çok gülen bi kadın hiç görmemiştim =D
ege: ama komikti!
adam: =D komikti...
.
.
.

5 Eylül 2009 Cumartesi

O dudaklar adamım!

Benim başım çok ağrıyor!
Ben çok içtim. stop!

Yaptıklarımı yapacaklarımı hepsini hatırlamayı ve düşünmeyi reddediyorum beynimin bana verdiği yetkiye dayanarak.

Durup düşünmek niye?
Sadece zaman kaybı adamım. Yusuf sordu, pazartesi ne yapmalıyım sence dedi?
Bir an bile düşündüm mü? Düşünmedim adamım ona dedim ki;
Pazartesi, bir kadın için aziz ol. Kalp ağrıları olan bir kadını sar, al kollarına, gözyaşlarını öp. O kadının azizi ol.

Pazartesileri sevmem bebeğim. Okuldayken haftabaşı sendromu vardır. Evdeyken sıkıntı başlar. Hiç bir pazartesi gözyaşlarımı öpmeye gelmediler hem. Her pazartesi olmasada çoğunda ağladım.

Düşünecek bi bok yok anlıyor musun?
Sadece eşyalarımı toplayacağım. Duşa gireceğim ve güneş tam tepedeyken evden çıkacağım. Bir oğlan bulup onunla gönül eylendireceğim belki aşk yapacağım. Yani serseri gibi davranacağım ve bunu yaparken bir an bile tereddüt edip düşünmeyeceğim.

Sadece aşık olmayı dileyeceğim. Aşık olmayı, aşık olmayı.. Hoşçakal demek zorunda olmadığım birini bulmaya çalışacağım. Yattığım ya da yatmadığım bir sürü adam var etrafımda. İnan bana bebeğim, beni görsen yani içimi, çok severdin. Ama uzaktan, uzaktan olmazki bebeğim. Uzaktan göremezsin ki içimi. Sadece bi ucube görürsün. Gözyaşları öpülmeye değer olmayan.

Ama ben Yusuf'a dedim! Yusuf o tür bir kalp ağrısı olan bir kadın bulursa aziz olacak. Belki elinden tutup lunaparka götürecek. Ben mi? Ben iyi olacağım bebeğim. Ben diğerlerini düşünmeyeceğim. Diğerlerinin beni düşündüğü kadar bile. Hayır yapmayacağım ben.

Sadece gülümseyeceğim. Viski bile değil sadece bira içeceğim. Evet uyuşturucudan uzak duracağım. Beynimi uyuşturmak için kimyasallara ihtiyacım var mı sanıyorsun. Tuvalete girip bir dolu işeyeceğim. Hep yaparım bunu. Sonra sokaklarda gezinip, ona buna sataşacağım. Annem arayacak. Herşey yolunda diyeceğim. Yolunda olacak ki zaten.

A fine frenzy - almost lover.
güzel şarkı. ama kadın daha güzel. O gözlerin kocamanlığını görebiliyor musun adamım? Dudakların dolgunluğunu. O harika gamzeyi tam sağ tarafta. Öyle gözlerim olması için ağlarım, öyle dudaklarım olması için bir dolu adam öpebilirim. ama olmaz ki. Olmaz biliyorum. Tanrı biliyor ya o kadar dinledim şu şarkıyı? Ve içimdeki tanrıya sadece şu kadarını yollamak geldi hep içimden;

Can't you just let me be ?

bana güzel bir şey göster.

işte burdayım, nerelerdeydim ki?
tütünden derimin içinde yüzlerce mil yürüdüm.
ve kıyafetlerim aşınmış ama cesurlar.
çirkinlik nedir biliyorum.
şimdi bana güzel bir şey göster.
budala bomboş çocuğun biriydim kaybedecek hiçbirşeyi olmayan,
fakat yürüyüş ayakkabıları için fazlaca ağırlığı olan.
sıkılmaktan ölebilirdim bile.
aynı derecede yalnızlıktan da.
ve o beni her sabah selamlardı.

çoğunlukla gözlerimden ateş fırlatarak bakardım.
güçbela orda duran umutsuz oğlanın tekiydim.
baştan fiyasko veren bi işaretten ibarettim.
senin ihtiyacın olan arkadaşındım,
ama asla güvenebileceğin değil.

4 Eylül 2009 Cuma

Neden?

Bazen kalbimin attığını hissedemiyorum. Size de oluyor mu bilmem. Sanki kalbim durmuş da ben garip bi şekilde hayatta kalmayı başarıyormuşum gibi. İçimde kocaman bir boşluk varmış gibi.

Kendime sözler verdim yine. Kocman bir boşluk olmayacağım üzerine sözler. Aslına bakarsanız öyle olmamak için çok çabalıyorum, gerçekten. Ve hayli samimi bir çaba bu. Örneğin sorumluluk alıyorum. Kendim ve diğer insanlar üzerine sorumluluklar bunlar. Öyle boru değil yani. Ayrı bir evde yaşıyorum. Ailemin her bir üyesinin bir taraflara dağılmış olmasına aldırmadan düzenli olarak hepsini arıyorum, elimden geldiği kadarıyla ziyaret ediyorum.

Sonra bu evin düzeni için bir çok fedakarlık yapıyorum. Taviz de vermiyorum hani. Annem ben çok küçükken prensiplerim olursa bunun beni daha saygın bir hayata hazırlayacağını söylemişti. Çok bilir o zaten. Ben yine de deniyorum, prensiplerim vardır diyorum insanlara, onu yapamam, buna izin veremem. İnsanlar saygı duyuyor mu bilemem ama istedikleri olmadığı için küfür ediyorlar gibi geliyor bana daha çok. Yine de ben saygı duyuyorum kendime.

Para kazanıyorum. Ve bunu çok namuslu çok legal yollardan yapıyorum. Kendi kiramı kendim ödüyorum mesela. Çok zengin bir adam olan babam bile buna engel değil. O sadece okul taksitlerimi ödüyor. Buna kızamam çünkü burda okumayı ben istemedim ve herkesin seçimlerinin sonuçlarına kendi katlanır. Bunu bana çok küçükken söylemişlerdi. Şimdi beni bu okula göndermekle en doğru şeyi yapıp taksitlerini de ödemeliler değil mi?

Dostlarla ilişkilere hep dikkat ediyorum. Yeni tanıştığım insanlara büyük sırlar vermiyorum. Bu beni kocaman bir boşluk haline getirmez belki ama olsun, tedbir alıyorum ben. İnsanların ne kaar tehlikeli olabileceklerine doğrudan ve çok yakından şahit olmuş biri olarak etrafıma çektiğim ceviz kabuğu sertliğinde bir duvarla onlara olduğum yerden sırıtıyor ve tek birinin bile içeri, yanıma, girmesine izin vermiyorum. Bunu beni ne kadar yalnız kıldığının da hiç önemi yok bence.

Erkeklere gelince. Uhm. Onlar gerçekten özel varlıklar. Ve bence sadece cinsel hazdan ibaretler bu dünyada. Öyle kalmaları için dua edeceğim. Bu gece. Evet bu geceki duam bu olacak. Yeni nesil olsun, eski toprak olsun bütün erkeklerden garip bi neşeyle birlikte nefret ediyorum. (:
Benim canımı acıtmış olduklarını düşünenlere de kıçımla gülüyorum. Çünkü birinin hareketlerini önceden kestirebiliyorsanız o sizin canınızı asla acıtamaz. Ve ben o hayvan oğlu hayvanların neler yapacağını sırasıyla ve eksiksiz biliyordum. Ve yaptıklarında da sadece yalandan ağladım. Yıkıldığımdan değil. Öhöm. Herneyse.

Dediğim gibi. Ben sorumluluk alıyorum. Her gün 3 defa dişlerimi fırçalayıp, en az bir defa duş alıyorum ve yine en az iki defa iç çamaşırlarımı değiştiriyorum. Kahvaltıları ve akşam yemeklerini kaçırmamaya çalışıyorum. Adam akıllı ve sağlıklı yaşamaya çalışıyorum. Uyuşturucudan uzak duruyorum. Sigaradan da öyle. (Ki sigaradan salt nefret ettiğim için) Bitki çayları içiyorum, hastalandığımda nane-limon yapıyorum kendime.

Her türlü kültürel olayı takip etmeye çalışıyorum. Para biriktirip kendime yeni kitaplar alıyorum. Okuyorum da onları. Yani bilmiyorum ki. İçimde koca bir boşluğun olmaması için herşeye sahibim aslında. Yanaklarımdan süzülen yaşlar, akan kanlar falan o kadar gereksiz ki..


Acaba bu kadar şeyin içinde, kendime dürüst olmayı mı atlıyorum ben?

Bilemedim ki şimdi.

3 Eylül 2009 Perşembe

how it's broken

if the smile's not mean to be
if the heart is not ready to open
if we make it i wont see
how its broken


nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığınığını.

nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını.



nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını.
.nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını, nasıl kırıldığını.










nasıl sahi ?





2 Eylül 2009 Çarşamba

kendini anlatan kadın

Merhabalar. Ben Ege. Aslında Ege Eylem falan filan da, Ege benim samimi adım. Eylem resmi adım. Eylem olayını babam koymuş. Heyecan dolu sosyalizme inandığı gençlik dönemlerinde sanırım.
Annem de Ege olsun istemiş. Erkek çocuk olurum hem diye unisex isim çaktın?

Ben ikisini de pek sevmiyorum o yüzden Elizabeth de sen bana (:

Bu benim ilk girişim. Allah çıkmaklar nasip etmesin, Amin.
Bu girişi sizin için hiç bir özelliği olmayan, kendime ait zıvırtılardan bahsederek doldurucam. Çünkü burası benim ve ben süperim nihohoho x)

asl please?

yaş 20. 89 doğumlu yani ;) mayıs ayında. herneyse sex: woman. birileri buna inanmakta zorluklar çekiyor ama napalım işte. bizim de kadınlığımız bu kadar. yok aslında öyle güzel de bir insanımdır. hatta tanıdıklarım arasında en güzeliyim diyebilirim. vallaha bak. teminat için ilerleyen postlarda fotoğraf yüklerim, koca bulmak için video bile yükleyebilirim hatta yakışıklı olsun diye web cam'ime giden bir link yazarım falan. siktir lan hiçbiri yapmam. güzelim diyorsam güzelimdir.
location da şey aslında birden fazla yer. ama en çok izmir olcak sanırım. istanbul, kıbrıs ve irlanda da dahil bunlara. belki biraz da rusya. ay bilemiyorum şimdi.


en sevdiğim şey yemek yemektir. ama korkma lan 500 kilo değilim. var tabi kendimize göre fazlalığımız ama öyle korkulcak türden değil. spor yapmayı çok severim. ama sanılanın aksine sosyalleşmek için değil kendimi dinlemek için. tek başıma yürürüm tek başıma yüzerim ha arada tenis oynarız arkadaşlarla o kadarı da olsun artık..

çok güzel yemek yaparım, mutfak sanatları dersi aldım 2 ay. fransa da. fransızcam vardır biraz ispanyolcam biraz rusçam (rusça harbi çok az alfabeleri çok zor anasını satiyim) işte ingilizce falan da idare ediyoruz. neyse ne diyodum fransa çok güzel memleket. tam benlik. orda yaşıcam galiba büyüyünce. büyüyünce demişken ben büyüdüğümde sanatçı olucam. ne konuda olursa olsun farketmez. jazz söyleyebilirim. jazz demişken sesim birinci derece nefis sopranodur. çocuk gibi şeker gibi tatlı bi sesim var yani. izmirde stüdyolarda ve bazen anlaşabildiğimiz zamanlar klüplerde söylerim bişeyler. bi grup yok ortalığın solistiyim ben. en çok regina söylerim bir de joanna newsom.

her neyse dağıtmayalım. en sevdiğim başka şey viski'dir. kendisi için ölüme gözüm kapalı gidebilirim. ki kurtarılmasaydım alttaki tekel bayiye yedinci kattan atlamak suretiyle viski almaya gideceğim günler olmuş. olunmuş.. neyse salla bunu, artık öyle içmiyorum. ama bak içince daha bi güzelleşiyorum.

yaşlı insanlarla sohbet etmeye, anadoluyu gezmeye bayılırım. kalender bir insanım yani. motor sürmeyi severim ama anneme geçen sene yarışlar için söz verdim o yüzden sürmüyorum. zaten motorum yok emanet motorla da bi yere kadar dimi? di. tabi motorla anadoluyu gezmek hoş bir deneyim olurdu. tıp öğrencisiyken yakın arkadaşıyla latin amerikayı motorla gezen ernesto gibi. ernesto guevera tabi bakma aval aval.


çok arkadaşım vardır çoğu bi boka yaramaz. ben onlara yararım genelde. kimseyi kıramam özümde, iyi bi insanım yani. ama dengesiz olduğum için pek bulaşmazlar da.

sevgili meselelerine gelince aslında bu sizi hiç ilgilendirmez ama söyliyim. bir sevgilim yok ama her an olabilir. çünkü sevgilileşmeye bayılırım. gözlerine bakınca kendimi kaybetmediğim kimseyle birlikte olmam. ha anladığın gibi prensiplerim de vardır. türkan şoray gibi kadınımdır. öyle ulu orta soyunamam. benimle yatmak için sıraya girip, kapımda yatıp sonra orda uyuyakaldıkları için bi boka yaramayan dolu erkek kişisi var. ama mesele vücuda değmeden önce ruha değmektir. ruhuma değebilen bir kaç erkek için (evet bi elin parmaklarını geçmezler, geçemezler) burdan selam yollamak istiyorum. saygılarımla efendim. metin olunuz..

e gördüğünüz gibi ortalık orospusu da değilim. çok kişi o muameleyi yapmış ve kendilerininkini de ellerine alıp geri dönmüşlerdir. 31 güzel sayıdır. ben tavsiye ederim bu durumlarda.

şimdi gidiyorum. browni falan yapıp alt komşuma güne gidicem. umarım güzel olur browni.


öperim, yalarım sizi. gelicem yine. selametle.