16 Ekim 2009 Cuma

Sevgili Tanrı

boktan boktan boktan boktan.. boktan bir gün. boktan bir kaç gün.. boktan günlerr..

artık hayatımdaki herşeyi siktr etmenin - evet kendimi de dahil- zamanı gelmiş. evet her zaman bir ''yapacaklarım'' listesi bulundurmak faydalıymış. şimdi;

Yapacaklarım Listesi

*önce git bi bilgisayar al.

*okulu dondurmak için dekanlıkla rektörlükle falan konuş.

*bu arada hazır hissetmeni beklemeyen doktorlara asi davranma, paşa paşa ameliyatını ol.

*annene dayanamadığın için onu istanbul'a yolla.

*hatta sen de babanla rusyaya dön, uzun bir süre orda kal.

*karpuz mevsiminde eve geri dön.

*bu arada dondurulmuş akademik yılda erasmus başvurusu yapılıyor mu onu öğren.

*hollanda'yı  ya da ingiltereyi seç. (ama maastricht olsa iyi olur, diyor iç ses)

*e sonra hollanda'ya git. (ya da ingiltere) 

*uzunca bir süre kal hatta hiç dönmemenin yollarını ara.

görüldüğü gibi önümüzdeki -maksimum- 2 yılın planını yaptım. bunları düşünmek için çok fırsatım oldu. artık ne yapmam gerektiğine gerçekten karar vermeli ve o yönde ilerlemeliyim. olmak istediğim insan olmak için elimden geleni yaptım. ama madem tanrı bunu istemiyor ve istemesinin bir yolu da yok. ben de onun olmamı istediği insan olmayı reddediyorum. yine bir B planım var tanrı! yine seni altedeceğim. bu sefer sike sike isteyeceksin. annemin kızı olmadığım gibi, irlandalı'nın gelini olmadığım gibi, senin daha olmamı istediğin bir sürü şeyi olmadığım gibi bunu da olmuycam. evet, başarıcam tanrı ve tek başıma başarıcam. evet babamdan yardım alıcam. ama sikeyim öyle yardımı, hep tek başıma olucam. kıçımı kırıp da evde oturup, sadece okulumu bitirmiycem. avrupa'yı gezicem, hayvanlar gibi ortalama yapıcam, jean monnet bursu bile kazanıcam belki. belki avrupa parlementosu'na girip ordan sana seslenicem, zırtapoz diycem. parlementodaki ilk konuşmam da adalet divanından, komisyondan falan bahsetmiycem tanrı! işte şu yukarıdaki yapılacaklar listemden bahsedicem ve seni nasıl altettiğimden.

-evet, o bir çocuğum olmasını istemedi. ama işin aslı tanrıların bir bok bildiği yoktur. obama'nın da dediği gibi ''its a dream..'' her zaman bu iş bi rüyadır. gerçekleşmesini mümkün kılınız!!

böyle bağırıcam parlementoda ve sonra -evet ordaki ilk iş günümde, maaş bile almadan- görevimden feragat edicem, istifa edicem bildiğin. sırf sevk olsun diye, aslında sırf benim hayatım belli bir düzene girdiğinde senin onu yönlendirmen kolay oluyor diye yapıcam! artık yönlendiren sadece ben olucam bunu anlıyor musun tanrı!! bence anlamalısın çünkü kendine oynayacak başka hayatlar bulman gerekicek. küçük oyuncağını sonsuza dek elinden alıyorum. ve seni gözyaşlarınla yalnız bırakıyorum.

Ege Eylem Yeşilçay.

15 Ekim 2009 Perşembe

pathology

bilgasayarımda, klayveyle ekran arası bağlantı  koptuğu için uzun süre kullanamıyorum. yeni alıcam bi tane yakında.

bu gün patoloji sonuçları aldım. 

gidiyorum şimdi.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Sanki Bütün Geçmişim Geçiş Töreni Yapıyor.

Padam...Padam...
Bu hava, kafama takılan gece gündüz,
Bu hava, bugün doğmamış,
Benim geldiğim kadar uzaktan gelen
Yüz bin müzisyen tarafından sürüklenmiş
Bu hava bir gün beni delirtecek
Belki yuz kere nedenini söylemek istedim
Ama sözümü kesti hep
Her zaman benden önce konuşan
Ve sesi sesimi bastıran bu hava.
Padam...padam...padam...
Arkamdan koşarak gelir
Padam...padam...padam...
Bana zorla hatırlatır
Padam...padam...padam...
Beni parmakla gösteren bir hava
Ve ben, kendi arkamdan sur eklenirim, inanılmaz bir hata bu
Bu hava, her şeyi zaten bilen bu hava. Dedi ki: "Aşklarını hatırla
Hatırla, çünkü sıra sende
Ağlamaman için sebep yok
Kollarında hatıralarınla..."
Ve ben, hayal edebiliyorum kalanlari
Yirmi yılım tambur gibi çalındı
Jestlerin çarpıştığını görüyorum
Aşklar komedyası bu havada gider her zaman
Padam...padam...padam...
14 Temmuzların "seni seviyorum" ları
Padam...padam...padam...
İndirimden aldığımız "her zaman" lar
Padam...padam...padam...
Paketlerle sunulan "'ister misin" ler
Ve bütün bunlar, tam sokağın köşesinde
Tanıdık bir havaya rastlamak için
...
Başımdaki gürültüyü dinleyin
...
Sanki bütün geçmişim geçiş töreni yapıyor
...
Acıyı saklamak lazım sonrası için
Davul sesleriyle dolu havada acılardan bir solfej
Umursamaz bir kalbin çarpması gibi bu havadaki davul sesleri

hayır hiç bi anlamı yok, sadece tango yapasım geldi.

sanki o putmus gibi. hayat sırf buymus gibi. hem ac hem tokmus gibi. hem var hem yokmus gibi. ben ona resmen asigim. onu benden almasinlar. bize bulasmasinlar. arayip sormasinlar. kıskandırıp durmasınlar. ben ona resmen asigim. hem ilk hem sonmus gibi. en guzeli oymus gibi. bunca yıl beklemis gibi. bekledigime degmis gibi. ben ona resmen... seytanla bir olmus gibi. "küt!"diye gidecek gibi. her yone sapacak. ne yap desen yapacak gibi. ben ona resmen asigim. iyi ki yapmisim!

padam padam

padam...padam...padam...

.

.

.

.

.

.

.

galiba kalbim artık atmıyor..

11 Ekim 2009 Pazar

bahar kadınlar.

şarap şarap şarap... Ömer Hayyam ne güzel bir adammış ulea..

şarapta hakikat vardır, anam avradım olsun vardır be.. ve bir süre sonra içtiğin su da alkol etkisi yapar, yapar bebeğim, test ettim gördüm ben.

2,5 şişe evet yanılmıyorsun, doğru okuyorsun, en az 2,5 şişe üzüm şarabı içtim ben. kırmızı. candır be.. birtanedir. tek bir damla gözyaşı yok, feryat figan yok.. sessiz sessiz içip şarkılar söyledik. Hemde Semiramis Pekkan söyledik lana. 

bana yalan söylediler, bana yalan söylediler, kaderden bahsetmedileeeeerr...

teyzem çok kafa bi kadın ya, anneme benzemiyor, onunda daha sık görüşmeliyim. Kocaman bir evi var, jakuzisi bile var, yeni yaptırmış. Kocası sürekli yurtdışında ki bu çok iyi çünkü iyi anlaşamıyorlar. Teyzem dün gece bir zaman geldi şu cümleyi kurdu;

-şimdi seks turizminin tavan yaptığı bi ülkede (taylanddaymış, evet) beni bilmem kaçıncı defa aldatıyordur bense iişyerinde beni kahve içmeye çağıran Mehmet'i tersliyorum. Salak mıyım neyim?

salaksın ki teyze. evet iyisin güzelsin ama salaksın be.. bizim ailenin kadınlarına özgü ''her daim seksilik ve gençlik'' genleri sende de mevcut olduğuna göre git istediğinle gününü gün et be.. heyt ulan ben olsam öyle yapardım. Evde rosto yapıp eşinin arkadaşlarını ağırlamak mı? evine misafir olarak giren kadınların hangisinin kocanın altına yattığını düşünerek uyuyamamak mı? salaksın teyze salaak.. hiç kimseye rosto yapamam kardeşim, dışarıdan söyliycez diceksin. ve dışardan söyliyip, süslü püslü dışarı çıkıcaksın. 

erkekleri anlamak zor derdiler de bilmezdim. lan fıstık gibi karın var bee, o ne iğrenç fantazidir eşşolusu.. teyzem lan, fıstık değil de ne? ha fıstık olmasada aldatamazsın. ama en azından fıstık, bak sana öle bi şans gelmiş, yoksa senin gibi hödüğe böylesi düşmemeli, asıl adaletsizlik budur bebeğim.

çok kızdım lan, soğuk su içeyim geçer. gelirim tekrar..

ha bide tuvalete gireyim, çiğ köfteyi de yemesi güzel de.....

10 Ekim 2009 Cumartesi

the first cut is the deepest

sana bütün kalbimi verirdim.
fakat onu parçalamış birileri var.
ve o sahip olduğum herşeyi aldı.
ama istersen, tekrar sevmeyi denerim.
bebeğim, tekrar denerim ama biliyorum;

ilk yara en derin olanıdır.
bebeğim ilki en derin olanıdır.
ama şansımız dönmeye başlarsa, o lanetlenecek.
beni sevmeye başlarsan, o en kötüsüdür.

seni hala yanıbaşımda istiyorum.
sadece gözyaşlarımı kurutman için
ve eminim bir şans vereceğim
eğer istersen, tekrar sevmeyi deneyeceğim
bebeğim, tekrar deneyeceğim ama biliyorum;

ilk yara en derin olanıdır.
bebeğim ilki en derin olanıdır.
ve şansımız dönmeye başlayınca, o lanetlenecek.
beni sevmeye başlarsan, o en kötüsüdür.




cat stevens dan efendim,

ve şimdi benden, ilk kazıklarını yemiş bulunan herkese gelsin..

tanrı, ne vardı biraz daha dengeli biri olsaydım!

canım gerçekten çok ama çok sıkkın, yapabileceğim ne kadar aptal şey varsa sabahtan beri yaptım, denedim evet. doğmadan önce yaşadığım yere dönmek istiyorum. insanlar dünyaya gelmeden önce birer meleklermiş bence. Milo'nun Doğumu diye çok güzel bi film vardı ya eskiden, doğmayı reddeden bir çocuğun hikayesiydi. Keşke Milo gibi yapsaydım ben de, doğmayı reddetseydim falan...

Milo demişken Maske'nin köpeğinin adı da Milo'ydu değilmi?
-Milo göster oğlum maske nerde?? 
hahah, severdim lan Maske'yi gidip biraz izleyeyim bari, yaptığım saçma sapan şeylere yenilerini katayım.

Yeni telefonla başım dertte, sürekli abuk sabuk insanlara mesajlar yolluyor ve görüntülü falan arıyor. Görmek istemediğim insanları görüntülü aramak çok sinir, hem ben farkentmeden onlarda kulağımın derinliklerini izleyerek valan benimle konuşmuşlar. Ayıp ya, teknolojiyi sevmiyorum. Ortaçağ kadını olmak istiyorum ben. Ortaçağ candır tabi ya.. Süt sağmak, toprak sürmek, birine ulaşmak için günlerc yol gitmek ve avrupada kiliseye karşı gelip yahudilerle birlikte yakılmak istiyorum. Kadın olmak istiyorum. Sezen'in dediği gibi İzmir'İn Kızları gibi bir kadın. Savaşta da aşkta da esaslı kadın duruşum olsun istiyorum. Sicilyalı bir demir çelik tüccarına aşık olup onunla gemilerde seyahat etmek istiyorum. Belki çocuklarımız olmasa bile (ki zaten büyük keşiflerden önce insan nüfusu gayet azmış) mutlu olmak istiyorum onunla. O zamanın armatörü olsun beni rahat yaşatsın, ama rahat demişken tabi teknolojik değil. Galieo nin arkadaşı olmak istiyorum, Da Vinci benim resmimi çizsin sonra Kiliseye İsa diye yuttursun istiyorum..

Of çok sıkıldım. Goran Bregovic dinliyorum.. Gittiğim konserlerde seyirciyi en iyi coşturan adamlardan biri, eğlenmesini biliyor azizim. Tekrar İzmir'e gelsin bu adam ya, istiyorum. Üstüne sütyenimi falan fırlatıcam..

Erasmusa başvurmayı düşündüm bu sabah, ilk defa değil elbette ama kararlı olarak, şımarmadan düşündüm. Avrupayı gezmekmiş, oymuş buymuş diye değil, ciddi ciddi düşündüm. Okumak için lan. Boru değil. Dil meselesi ve mülakatlar sorun değil, orda yalnız olmak hiç sorun değil. Sorun da yok aslında. Gideyim lan ben..

Annem işini buraya taşıyor. yavaş yavaş.. Başıma kaldı allaam :D Babam iki hafta içinde burda olucak, yarın da olabilir öteki hafta da. O da bilmiyor. Burda babanemlerin eski evinde kalıcak. Annem yüzünden, aslında annem biraz istanbula dönse, ben babamla kalsam çok hoş olur. İyi geliyor o adam bana, annem de bunu biliyor. Ama gıcıklık olsun işte. Bak babmdan bahsettim ya hemen Ciao Bella çalmaya başladı. yok artık anasının....

Pazartesi okula gidicem, o yüzden ders çalışmam gerek, okumalarımı yapmam kendime gelmem gerek. ama yok, annem bu akşam teyzeme gitmemiz konusunda çok ısrarlı. teyzem rosto yapıcakmış, şarap da alıcakmışız. şunu dedi annem beni biraz olsun heyecanlandırmak için;
-ailenin bütün kadınları bir araya geleceğiz, şarap içip dedikodu yapacağız. iyi gelicek, ege. ısrar etme.
ne diyebilirdimki, teyzemle aynı şehirdeyiz ama görüşmüyoruz bile doğru düzgün. ama o beni sürekli arayıp paran varmı tatlım diye soruyor. genelde de olmuyor param :D çok fenayım ben yaa. ma napiim taa anasının gözünde oturmasaydı, iki vesait lan.

Ben biraz gidip kitap okuyacağım, evet içimden o geldi şimdi. Oscar Wilde bebeğim..

have I told you lately?

sana son günlerde seni sevdiğimi söylemiş miydim?

sana senin üstünde başka kimsenin olmadığını söylemiş miydim?

Kalbimi neşeyle doldurduğunu, tüm sıkıntılarımı alıp götürdüğünü..

Sorunlarımı hafiflettiğini, evet senin yaptığın işte bu...

.

.

.

.

.

.

.

.

video eklemeyi henüz bilmiyorum ama youtube için>>>  tık

9 Ekim 2009 Cuma

denize girmek aşık olmak gibidir.

ufs, başım çatlıyor ve kahveye ihtiyacım var. stop.
şuan kulaklarımdan beynime uzanan tüm hücrelerimde elvis çalıyor, dün gece ona biraz ara vermiştim sabah kendimi kocasını aldatan hatunlar gibi hissedince hemen geldim açtım. burdayım bebeğim, korkma.

sabah bir tahlile gitmem gerekiyordu. ama noldu tahmn et. uyanamadım! annem hayatının en büyük sabır sınavını veriyor bana karşı. yemin ederim, daha fazlasına rastlamamıştım. bütün bir gece (evet sabah ezanına kadar) bana naptığımı sordu, uluslararası siyasi ekonomi çalıştım dedim. ve inandı. bazen ebeveynler çok salak oluyorlar azizim (: eheh

sabah ezanını duyduğumda uykuya dalıyordum. evet ama gayet de net duydum yani. bir saat sonra kalkmam gerektiğini biliyordum, aslında gidip kahve suyu koymam gerekirdi. ama beynimi zorlamak istemedim, hayır uykusuzluktan ölmüyordum, daha kötülerini yaşamıştım. ama bilmiyorum işte uyursam hikaye mutlu sonla bitecek gibi geldi. derler ya, yapılması gereken son şey var şimdi; uyumak! hayır demezler, ben uydurdum şimdi.

elimde mısır gevreği var bazıları buna cornflakes diyor. herneyse canım, bugün 12de falan kalktım, kalktığımda hiç ağrım yoktu, hatta hçbişeyim yoktu. başım gayet ve hatta olağan dışı bir şekilde normalde. kaşlarımı çatmaktan alnım buruşmamıştı, sevimli ve neşeliydim. bir salak gibi hatta hiçbi boktan haberi olmayan bir embesil gibi dolandım odada, gittim, yüzümü yıkamayı akıl ettim. hani ilk seksinizi yapmışsınızdır ya, gayet romantik bir ortam, herşey çok güzel olmuştur falan. sabah uyanırsınız ve çok aptal hissedersiniz, aptal ama mutlu. onun gibi işte.

ha bu arada sorsan, ilk seksini yaptıktan sonra nasıl hissettin diye? ha çok fena değil. ama hiç de apat-mutlulardan olamadım o sabah. çünkü öyle bi sabah yoktu, boyfriend gömleğini üstüne geçirip gidip bi kahve yapmak falan. filmlerde oluyor genelde. sen toparlanıp evinin yolunu buluyorsun ya da o buluyor falan.. hayatta hep bir şeylere varmak için yolları bulmak zorundayız zaten ve ben bu sikindirik cümleyi ne amaçla yazdığımı bilmiyorum.

neyse işte. ben gayet mutluydum bu sabah, sonra anneciğim beni baya bi yordu. insan karşısındakinin konuşmasından yorulur mu yahu. bıdı bıdı bıdı bıdı.. baba sen napmışsın ya!! bana da bilet yolla, geliyorum vallahi...

şaka bir yana, annem bana sürekli erkekarkdaşımla aramın nasıl olduğunu soruyor. çok komik. onu kandırdığımdan beri buna kaptırdı kendini. ya da benim böyle şeylerden mutlu olacağımı düşündüğü için bilemiyorum. artık buraya gelmesi ve kendisiyle tanışması gerektiğini söyleyip duruyor. hatta geçen gün onu ne kadar sevdiğimi sorduğunda anlatmaya çalışıyordum ki onun için bir gün boyunca neyi yapabilmeyi göze alabileceğimi sordu (evet sikip attım cümleyi) ben de uykusuz kalabileceğimi söyledim, çünkü uykuyu çok severim. annem de aynen şöyle dedi;
-evet bu güzel. uykuyu çok seversin çünkü. ama henüz yeterli değil.
-e ne olucaktı?
-bir pazar gününü onun gömleklerini ütüleyerek geçirmeyi göze alırsan evet o zaman olmuşsunuz demektir, bebeğim.
ah, öylesine haklı ki, ütü den nefret ederim. sıcak sıcak buhar çarpar ya suratına adamın. öldüğüm andır. ama güzel ütü yapıyorum. becerikli bir insanım çünkü, hem güzel, hem zeki, hem becerikli.. kimse de yokkk..ah.

bu arada, dövme yaptırmak istiyorum, saçlarımı boyatmak istiyorum (evet her sonbahar isterim bunu en az bir kere) ne alaka diyceksiniz de ben dün samet'in denize giremediğini öğrendim, çok üzüldüm ya. burnu yüzünden. bu çok kötü bişey olmalı. çünkü denize girmek, aşık olmak gibidir (evet bunu bi dizinin fragmanında görüp çok beğenmiştim itiraf ediyorum) yani daha önce denize girmiş biri olabilirsin, defalarca yüzmüş olabilirsin, ama kuruduktan sonra tekrar girdiğinde, evet bebeğim, o ilki kadar güzeldir, belki daha da güzeldir. her seferi güzeldir. ben küçük bir su kuşu olarak bazen o denizlerden hiç çıkmamayı isteyebilirim. evet bu isteği utanmadan tanrıma iletebilirm, o uygun görür mü bilmem, ama denize girmek gibisi yoktur.(ki gerçek anlamıyla yazıyorum artık bir aşk delisi değilim) hayatımda bir şu denize girme olayından vazgeçmeyeceğim bir de kafamı bir gün kazıtıp duşun altına girme olayını deneyeceğim..

samet demişken, selvi boylum al yazmalım daki çocuk samet var ya, kızmış lan o. yani öfkelenmiş gibi değil. KIZ mış. öö. yıllarca kandırdılar bizi. daha sevimli olsun diye kız seçmişler ki saçmalık. erkek çocukları da sevimlidir ki bence. bu arada ben ilkokul dördüncü sınıftayken samet diye bi çocuğa aşıktım. suratı hala gözümün önünde, sarışındı, çekik gözleri vardı. ve çilleri. benim o zamanlarki en iyi arkadaşımı seviyordu, ama kız bunu sevmiyordu. düşünsene dördüncü sınıftayız, öğretmenimiz bize sınıf listesini vermiş, hepimizin ev telefonları falan var, samet bebesi beni arayıp selin şöyle kız böyle kız diye anlatıyor. bende onunla normal konuşmaya çalışıp ardından telefonu kapatım saatlerce ağlıyorum ve selini arayıp tekrar normal konuşmaya çalışıyorum. o gerizekalı bebe de aman samet de kimmiş falan diyor. bana oğuzu anlatıyor. 

hayat hep böyle işte, ve ben o günlerde o aradaki kız olmayı seçmeyi reddetmiştim, bunu hatırlıyorum. dördüncü sınıf lan. hayata karşı hiç bir deneyimimiz yok.ama benim için farklı tabi. ben aşık olup acı çeken biriyim o zamanlar ve büyük kararlar alıp, cevdet denilen o mafya babasının oğlu kılıklı çocukla çıkıyorum. çıkmak dediysem tenefüslere falan çıkıyoruz beraber. bana spangle falan alıyor. öyle maço tipleri de çok severim lan. psikolojik bir vakalar bence.. (:




çok yazdığının farkına varmak ama daha yazacak çok şeyinin olması. evet başımın ağrısı kafama yerleşti ama yinede sabahımın ilk dakikaları ben çok mutluydum. kendimi bir erkek kişisinin karşısında ağlarken göremiyorum. yok öyle bişey. olmadı hiç.. olmaaaaz. benim kendime güvenime noldu bebeğim?

artık kapatıyorum. biraz daha uyuyacağım. bu akşam da sosyol bilimler falan çalışmayı düşünüyorum çünkü :) sunumum var da...
ehe.

8 Ekim 2009 Perşembe

Heartbreak Hotel

Benim bebeğim beni terkettiğinden beri, kendime yaşayacak yeni bir yer buldum
Yalnızlık Sokağı'nın sonunda hemen aşağıda, Kırıkkalpler Oteli.

Beni yalnız bıraktın bebeğim, Çok yalnız kaldım.
O kadar yalnız kaldım ki, ölebilirdim.

Ve her zaman çok kalabalık olsada, kalacak bir oda bulabilirsin.
Kalbi kırılmış aşıklar, ağlarlar, kederlerine ağlarlar.

Beni yalnız bıraktın bebeğim, Çok yalnız kaldım.
O kadar yalnız kaldım ki, ölebilirdim.

Kominin gözyaşları sürekli akar gider, Ve resepsiyonist her zaman siyah giyer.
Onlar çok uzun zamandır Yalnızlık Sokağı'ndalar, geriye dönüp bakmazlar bile.

Beni yalnız bıraktın bebeğim, Çok yalnız kaldım.
O kadar yalnız kaldım ki, ölebilirim.

Ve şimdi, eğer senin bebeğin de seni terkederse, ve anlatacak bir hikayen olursa,
Sadece Yalnızlık Sokağı'nda şöyle bir yürüyüşe çık, aşağı Kırıkkalpler Oteli'ne doğru.

7 Ekim 2009 Çarşamba

daha fazla elvis, elvis, ve yine elvis.

yazacak bişeyim yok, evdeyim. gerginim. uykusuzum. mutsuzum.

.

.

.

.

.

daha çok elvis, daha çok sonra daha da çok..hep elvis..kral elvis..aşk elvis..

6 Ekim 2009 Salı

Elvis Kraldır. Krallar Benimle Sevişir.

Uzunca bir aradan sonra tekrar Elvis dinlemeye başladım. Eski arşivlerimi buldum da, aslında arşiv dediğin eski şeylerden oluşur anlatım bozukluğu mu yaptım ki acaba? Ama arşivler de eskiyebilirki, yapmadım bence.

Elvis demişken.. Benim çocukluğumdan beri en çok dinlediğim kişi galiba o. Annemden babamdan çok duymuşumdur sesini.. Ve evet kabul ediyorum her sağlıklı genç kız gibi ben de 13 yaşlarımda aşıktım ona.. Sonra aşkı beni terketti mi sanıyorsunuz? Uzunca bir süre ortalıkta gözükmese de hep orda biyerlerde olan şeyler vardır ya.. Eski bir bileklik, bir saç tokası, bir plak ya da bir şey işte uğraştırmayın. ELvis de onlardandır. Gerçek kraldır ki o.. Evet eğer birine kral demek isterseniz ELvis'e diyebilirsiniz. Diğer bütün krallar onun gibi olamayacak olanlardır.

Yarın için güzel müzikler alacağım yanıma, evet özellikle Elvis Presley alacağım. Bana güzel şeyler anımsattığı, ağlarken bile gülümsettiği için. Az önce uzunca bir babamla konuştuk. Sanırım ben babama da aşığım. Bilmiyorum öyle bir geldi şimdi içimden. Tıpta (psikiyatri) bunun bir adı var. Bulamayacağım şimdi. Gençkızlar hep babaları gibi birini arıyorlar ya evlenmek ya da uzun bi ilişki yaşamak için. Ben de varmıdır bilmiyorum ya, varsa da inanırım yani.

-evde sadece eski bir tişört ve külotla elinde saç fırçası, elvisi bağıra bağıra söylemekkk..

evet yine, yeniden bunu yapmak istiyorum.. yapmama engel olan şey şuaralar külotla dolaşamayacak olmam. ama bunun da çaresini bulacaklar ki.. inanıyorum kii. hiç olmadı gece, usulca Elvis gelicek.. bir öpicek, geçicek..

.

yanağımdan lan, ne psikopatsınız!!

I fell in love with San Pedro.

Bugün bütün dersler erken bitti son dersim de iptal oldu. Ben de haliyle eve dönmek durumunda kaldım. Biraz sonra biraz uyuyacağım. Onun öncesinde biraz La Isla Bonita dinleyim şıkır şıkır aşk dansı yapıyorum aynada kendime.. Ve tabi kahve içiyorum. Artık popomdaki selülitlerin bir önemi yok. Sıkı olmaya ihtiyacım yok..

Ah hayır bunları yazan ben değilim. Bunları bana yazdıran her neysen terket beni. Üstelik annem seni farkederse çok fena olacaktır. Çünkü onun 46 yıllık pürüzsüz poposunu bizzat gözlerimle gördüm. Hiç kahve içmez ki o, yeşil çay içer..

Ben de sigara içmiyorum ama nağğber.. benim de ciğerlerim miss. Miss demişken Monique bana Miss. Yesilcay diye sesleniyor. Ne komik değil mi? Aslında değil, çünkü o bir avusturyalı ve öyle işte. kültür farkı..

Yarın sabaha okula gitmeyeceğim ve perşembe de ve cuma da.. Önemli olan pazartesi gidebilicek olmam. Umarım gidebilicem çünkü kaçırmak istemediğim dersler var.. Evet artık o bu şu değil sadece dersler var.. arada biraz kahve ve tabiki bolca müzik.. ama ders hep var..

.

La isla bonita ne güzel bi şarkı lan. Frozen dan sonra en güzel Madonna şarkısı ilan ediyorum.. evet yapıyorum bunu..

5 Ekim 2009 Pazartesi

yeni bir dostun isimsiz şiiri, ağladım be!

malum, son zamanlarda ne kadar duygusal, ne kadar depresif ne kadar saçma sapan hal varsa bendedir.. bilen de bilir. rüyalarımda bebekler görür onları öper koklarım. bu akşam, gayet neşeli sayılırken, yani bütün bir gün okulda beynimi parçalamışken akşam sametle yine güzel bir tavla ziyafeti verdik.. ben de ona ders verdm tabi ama orası ayrı.. nihaha.

sonra herşeyi aklımdan çıkarmışken, çıkarmaya çabalarken bu şiirle karşılaştım. bu güzel bir hikayenin başlangıcı gibi oldu ama beni biraz düşündürdü, duygulandırdı.. ben hep deniz kokan bir kız olduğum için beni ve tüm bunları bilmeden nasıl böyle şeyler yazılır düşündüm.. düşündüm de bulamadım.. insanları hissetmek farklıdır, çok özel yeteneklere sahip olan insanlar yapar bunu.. ne diyim, mutlu oldum.. gözlerim falan doldu ya..

rıhtımıyla elele atladı deniz

şehrine çıplak ve ıssız
yüzlü çocukların önünde
onlar ki donla, ortaokul ikiden ayrılma
aşkları denize uzak
özlemleri karaya
rıhtımıyla ele verdi cinayetlerini
ne sevgiler öldürmüş
ne günahlar silmişti
hepsini doldurduğu natulyusa
ismini kazımıştı koyu renk iyoduyla
gelin beni bulun beni
diye diye vurdu ayaklarıma
serin biraz da korkutucuydu
gidin beni unutun beni
diye diye boğuldu suratlarımda
sonra uzanıp işte
hani göğün en yalvaç saatinde
fırtınadır, ayırdı elleri
ben; düşünürken bir öykü içinde seni
bulaşmıştı saçlarımızın
gerçek oluşlarına dahi
üstelik saçların
güneşi yutardı an gelir
söndürdüğü dalgalarda
bir bereket yaratırdı günü gün edip
sonra o tarhlar
sonra o cennet
rıhtımıyla elele atladı ege
sen peşinden uzaklara
sen

bir şehirden çok fazla gözlerimde....

.

.

.

.

ve tabi teşekkürler;

berkay

kendimi okula adadım

okul okul okul... evet efendim bu gün malum günün gitgide yaklaşması sebebiyle kendimi daha önce hiç olmadığı kadar okula adadım. hatta şu anda buraya birşeyler yazıyor olmayı değil, aristotle okumayı tercih etmeliydim ama glein görünki huyum kurusun falan....

sabahın köründe geldim, puğaçamı çayımı aldım dersime girdim. siyasi tarih di. insan bu derste keşke daha çok age of empires oynasaydım falan diyor. ama ben demiyorum çünkü ben yeterince ülke fethetme ve ortaçağ da ticaret oyunlarını oynadım.  evet yeterince derken sınıfta ozan hocayla koyu bir sicilya tüccarının muhabbetine girebilecek kadar efendim.. zorunuza gittiyse Patrician adlı oyunu alıp oynamaya başlamalısınız.

Sonra bir saat ara vardı ben yemek yedim. hep yaparım bunu. nisanla yalnız takılmayı göze alamadım ne olur ne olmaz etrafımda ilgiyi dağıtacak, her daim dinamik tipler olsun dedim, kalabalık olsun dedim 12 kişi gittik yemeğe. gözleme yedim ben.. patatesli ama çok güzel değildi. her ne ise.okula dönünce de sade soda.. bu olmazsa olmaz. türkçe dersine hazırdım. girdim de zaten fakat pek sıkıcıydı türkçe dersi, sınıf çok kalabalıktı, çok ses vardı ve zarife hoca ilgiyi üstüne çekemiyordu bir türlü. sonra da bıraktı zaten..

dedim çıkmışken devrim hocanın istediği kitapları alayım. ingilizce eğitim böyle zor bi olay yahu. şuan arşivimdeki tüm kitaplar çifter çifter. orjinalleri ve türkçeleri. daha doğrusu orjinal demek çok yanlış olur. ingilizce ve türkçe demeliyim. machiavelli nin ingilizce kitap yazdığını sanmıyorsunuz heralde zurnalar!!!

her neyse Platon dan Devlet i aldım - 18324 defa okuduğum şu ünlü diyaloglar kitabı. Aristotle dan Politics ve de Machiavelli'nin muhteşem eseri Prince..

Tanrım Prens'i bu yaz bitirdim zaten küçücük bir şey.. Önemsemiyorum boyutunu ama az ve öz derler ya. öz şeyleri seviyorum ben ya.. Şimdiye kadar aldığınız tüm tarih ve ülke yönetimi eğitimini Niccolo, Prensliklere verdiği tavsiyelerle özetlemiş.. Çok akıcı, çok heyecan verici..

Böyle böyle iki gün daha kafa dağıtacağım. Okulda aynı şu an yaptığım gibi, bilgisayarım ve kahvemle, hoop internette hoop canlı derslerde hoop elimde kitapta falan olacağım. Kendimi adayacağım okula..

.

.

.

.

not: acil coğrafya da çalışmam gerek.herşey avrupa amerika değil!!

1 Ekim 2009 Perşembe

siyaset platformu?

kafam bozuk. okulda bi tiple dalaştım.. sonra da kimse görmesin diye arka blokların bahçesine geçip, sessiz sakin, ağladım. iyi mi? iyi değil bence!

bu gün klüplerin stand günüydü okulda.. benim de bir kaç arkadaşım klüp açtı bu sene, gideyim destek olayım dedim. standda oturup muabbet ediyoruz. gayet samimi olduğum arkadaşlarım felan.. (bu arada klüp Siyaset Platformu Klubü) neyse, biz tam can'la bu yıl paris'e gezi düzenlensin lan diye konuşuyorduk, can bana kahve de almıştı. ben mutluydum mesuttum. dallamanın biri geldi. evet, gözümün içine baka baka aynen şunu dedi.

-bu klubün vizyonu nedir bana anlatırmısınız hanımefendi? Biz size mail adresimizi veriyoruz sizde bize iki üç mail atıp bilmemkimin konferansına mı davet ediyorsunuz? Yoksa ayda bir iki defa bir araya gelip beyin fırtınası mı yapıyorsunuz ?

önce şöyleee bir tipi süzdüm. benim komünist damarlarında komünist kanı hızla akışa geçen dostum bir celallendi tabi ama can, dedim, canım dedim. dur bak çocuk hanımefendi dedi dedim, ben cevap vereyim bebeğim dedim.

-pardon ama görgü kurallarına göre bir sorunuza cevap verilmesini beklemeden başka soru sormamalısınız. ilk olarak bu klubün faaliyetleri seni hiç ilgilendirmez şu anda. üye değilsin çünkü. haa şayet olmak istiyorsan gelirsin adam gibi bilgi alırsın. sana bir çay söyleriz, anlatırız vizyonumuzu da misyonumuzu da işine gelince mail adresini yazarız aktive edersin sonra görürsün. ayda bir değil prensip olarak haftada iki bir araya geliyoruz. ve evet beyin fırtınası yapıyoruz ha benim beynim yok ben yapamam dersen katılmayabilirsin. konferanslara da katılma zorunluluğun yok tabi, ama o bilmemkim dediğin adamların bir çoğu akademik kariyer olarak senin oldukça üstünde sanırım değil mi?

- ilk olarak üye sayınızı bu şekilde bir yaklaşımla artırabileceğinizi düşünmüyorsunuz heralde. ikincis burda Siyaset Platformu yazıyor, ama ben burda bir avuç komünist pislikten başka birşey göremiyorum. siyaseti tekelinize mi aldınız anlayamadım, siz de siyaset yapıyorsanız vay halimize!!

benim beynime kan sıçradı. sol taraftan böyle yukarı doğru çıktığını hissettim o kanın!! o kadar sinirlendim ki.. 20 yaşına gelmiş adam, üniversite öğrencisi, çekmiş kumaş pantolonunu kravatını, hani öyle kıl tipler olur ya.. ha bişey demiyorum ne giyerse giysin insanlar.. badem bıyığıyla bilmiş bilmiiş laflarıyla karşımda racon kesiyor. bu seferde can'dan önce davrandım bir komünist olmamama rağmen.

- bana bak! burda dekanlığın verdiği yetkiyle duruyorum ve sadece bu yüzden senin beynini dağıtmıyorum şu anda.. git kendine faşit kulüp mü, islami kulüp mü her ne bok kurucaksan kur tamam mı? standın önünde yer işgal etme, sesimi daha fazla yükseltmeyeyim, burda senin beş katın çocuklar bitiverir ağzını eline verirler..

çok üzüldüm böyle konuştum diye.. iri yarı arkadaşlarım üzerinden prim falan yapmam normalde, kimseye güvendiğim de yoktur.. ama sinirlendim anlıyormusun? nedir bu tavır ya.. bu ne nefret yani.. zaten bişiler geveledi çekti gitti.

sonradan öğrendim bu abimiz, benimle aynı dersleri alıyor fekat ne hikmetse hiç bir sekşınımız uymuyor (tanrıya şükür tabi) kendisi yüksek şeref öğrencisi imiş ve burs kazanmış. yesinler onu bursunu.. adam olamamış adaam.

sonra ben sakinleştim. lan dedim ne oluyor sana kızım. kahve falan içeyim geçer dedim, can gitti kahve aldı. kesmedi. gittim en arka ağaçlıkların oraya, iki üç tane yiyişen çiftin beş on metre gerisine yerleştim kulağımda müzik, elimde sütlü kahve ağlıyorum da ağlıyorum.. arada nisan bebesi çaldırıyor, arada mesaj atıyor.. ben siyaset bilimi dersini kaçırmışım falan.. ne kadar orda kaldım bilmiyorum. 

.

.

sonra da çektim geldim işte..

.

.

.

seneye sırf bunlara inat gideceğim, problemli bebelerin ağzını yüzünü s.kme klubü açağım.. evet yapacağım bunu.