9 Ekim 2009 Cuma

denize girmek aşık olmak gibidir.

ufs, başım çatlıyor ve kahveye ihtiyacım var. stop.
şuan kulaklarımdan beynime uzanan tüm hücrelerimde elvis çalıyor, dün gece ona biraz ara vermiştim sabah kendimi kocasını aldatan hatunlar gibi hissedince hemen geldim açtım. burdayım bebeğim, korkma.

sabah bir tahlile gitmem gerekiyordu. ama noldu tahmn et. uyanamadım! annem hayatının en büyük sabır sınavını veriyor bana karşı. yemin ederim, daha fazlasına rastlamamıştım. bütün bir gece (evet sabah ezanına kadar) bana naptığımı sordu, uluslararası siyasi ekonomi çalıştım dedim. ve inandı. bazen ebeveynler çok salak oluyorlar azizim (: eheh

sabah ezanını duyduğumda uykuya dalıyordum. evet ama gayet de net duydum yani. bir saat sonra kalkmam gerektiğini biliyordum, aslında gidip kahve suyu koymam gerekirdi. ama beynimi zorlamak istemedim, hayır uykusuzluktan ölmüyordum, daha kötülerini yaşamıştım. ama bilmiyorum işte uyursam hikaye mutlu sonla bitecek gibi geldi. derler ya, yapılması gereken son şey var şimdi; uyumak! hayır demezler, ben uydurdum şimdi.

elimde mısır gevreği var bazıları buna cornflakes diyor. herneyse canım, bugün 12de falan kalktım, kalktığımda hiç ağrım yoktu, hatta hçbişeyim yoktu. başım gayet ve hatta olağan dışı bir şekilde normalde. kaşlarımı çatmaktan alnım buruşmamıştı, sevimli ve neşeliydim. bir salak gibi hatta hiçbi boktan haberi olmayan bir embesil gibi dolandım odada, gittim, yüzümü yıkamayı akıl ettim. hani ilk seksinizi yapmışsınızdır ya, gayet romantik bir ortam, herşey çok güzel olmuştur falan. sabah uyanırsınız ve çok aptal hissedersiniz, aptal ama mutlu. onun gibi işte.

ha bu arada sorsan, ilk seksini yaptıktan sonra nasıl hissettin diye? ha çok fena değil. ama hiç de apat-mutlulardan olamadım o sabah. çünkü öyle bi sabah yoktu, boyfriend gömleğini üstüne geçirip gidip bi kahve yapmak falan. filmlerde oluyor genelde. sen toparlanıp evinin yolunu buluyorsun ya da o buluyor falan.. hayatta hep bir şeylere varmak için yolları bulmak zorundayız zaten ve ben bu sikindirik cümleyi ne amaçla yazdığımı bilmiyorum.

neyse işte. ben gayet mutluydum bu sabah, sonra anneciğim beni baya bi yordu. insan karşısındakinin konuşmasından yorulur mu yahu. bıdı bıdı bıdı bıdı.. baba sen napmışsın ya!! bana da bilet yolla, geliyorum vallahi...

şaka bir yana, annem bana sürekli erkekarkdaşımla aramın nasıl olduğunu soruyor. çok komik. onu kandırdığımdan beri buna kaptırdı kendini. ya da benim böyle şeylerden mutlu olacağımı düşündüğü için bilemiyorum. artık buraya gelmesi ve kendisiyle tanışması gerektiğini söyleyip duruyor. hatta geçen gün onu ne kadar sevdiğimi sorduğunda anlatmaya çalışıyordum ki onun için bir gün boyunca neyi yapabilmeyi göze alabileceğimi sordu (evet sikip attım cümleyi) ben de uykusuz kalabileceğimi söyledim, çünkü uykuyu çok severim. annem de aynen şöyle dedi;
-evet bu güzel. uykuyu çok seversin çünkü. ama henüz yeterli değil.
-e ne olucaktı?
-bir pazar gününü onun gömleklerini ütüleyerek geçirmeyi göze alırsan evet o zaman olmuşsunuz demektir, bebeğim.
ah, öylesine haklı ki, ütü den nefret ederim. sıcak sıcak buhar çarpar ya suratına adamın. öldüğüm andır. ama güzel ütü yapıyorum. becerikli bir insanım çünkü, hem güzel, hem zeki, hem becerikli.. kimse de yokkk..ah.

bu arada, dövme yaptırmak istiyorum, saçlarımı boyatmak istiyorum (evet her sonbahar isterim bunu en az bir kere) ne alaka diyceksiniz de ben dün samet'in denize giremediğini öğrendim, çok üzüldüm ya. burnu yüzünden. bu çok kötü bişey olmalı. çünkü denize girmek, aşık olmak gibidir (evet bunu bi dizinin fragmanında görüp çok beğenmiştim itiraf ediyorum) yani daha önce denize girmiş biri olabilirsin, defalarca yüzmüş olabilirsin, ama kuruduktan sonra tekrar girdiğinde, evet bebeğim, o ilki kadar güzeldir, belki daha da güzeldir. her seferi güzeldir. ben küçük bir su kuşu olarak bazen o denizlerden hiç çıkmamayı isteyebilirim. evet bu isteği utanmadan tanrıma iletebilirm, o uygun görür mü bilmem, ama denize girmek gibisi yoktur.(ki gerçek anlamıyla yazıyorum artık bir aşk delisi değilim) hayatımda bir şu denize girme olayından vazgeçmeyeceğim bir de kafamı bir gün kazıtıp duşun altına girme olayını deneyeceğim..

samet demişken, selvi boylum al yazmalım daki çocuk samet var ya, kızmış lan o. yani öfkelenmiş gibi değil. KIZ mış. öö. yıllarca kandırdılar bizi. daha sevimli olsun diye kız seçmişler ki saçmalık. erkek çocukları da sevimlidir ki bence. bu arada ben ilkokul dördüncü sınıftayken samet diye bi çocuğa aşıktım. suratı hala gözümün önünde, sarışındı, çekik gözleri vardı. ve çilleri. benim o zamanlarki en iyi arkadaşımı seviyordu, ama kız bunu sevmiyordu. düşünsene dördüncü sınıftayız, öğretmenimiz bize sınıf listesini vermiş, hepimizin ev telefonları falan var, samet bebesi beni arayıp selin şöyle kız böyle kız diye anlatıyor. bende onunla normal konuşmaya çalışıp ardından telefonu kapatım saatlerce ağlıyorum ve selini arayıp tekrar normal konuşmaya çalışıyorum. o gerizekalı bebe de aman samet de kimmiş falan diyor. bana oğuzu anlatıyor. 

hayat hep böyle işte, ve ben o günlerde o aradaki kız olmayı seçmeyi reddetmiştim, bunu hatırlıyorum. dördüncü sınıf lan. hayata karşı hiç bir deneyimimiz yok.ama benim için farklı tabi. ben aşık olup acı çeken biriyim o zamanlar ve büyük kararlar alıp, cevdet denilen o mafya babasının oğlu kılıklı çocukla çıkıyorum. çıkmak dediysem tenefüslere falan çıkıyoruz beraber. bana spangle falan alıyor. öyle maço tipleri de çok severim lan. psikolojik bir vakalar bence.. (:




çok yazdığının farkına varmak ama daha yazacak çok şeyinin olması. evet başımın ağrısı kafama yerleşti ama yinede sabahımın ilk dakikaları ben çok mutluydum. kendimi bir erkek kişisinin karşısında ağlarken göremiyorum. yok öyle bişey. olmadı hiç.. olmaaaaz. benim kendime güvenime noldu bebeğim?

artık kapatıyorum. biraz daha uyuyacağım. bu akşam da sosyol bilimler falan çalışmayı düşünüyorum çünkü :) sunumum var da...
ehe.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder